Kaygılarımız uzaydan görünmez. Şu anda sizler bu cümleyi
okurken, Dünya’da iki haftalık sözde ateşkes, kimin kazandığı, bundan
sonra ne olacağı hakkında endişeler dolanırken, dört insan Dünya’dan 380.000
kilometre uzakta, Ay’ın yörüngesinde süzülüyor. Artemis II astronotları sadece
Ay yörüngesinde dönmüyorlar; Dünya’daki kalan 8 milyar insanın asla tam olarak
anlayamayacağı derin bir nörolojik kırılma yaşıyorlar. Bilim insanları bu
olguya ‘Overview Effect - Genel Bakış Etkisi’ adını vermiş. Bu sadece romantik
bir hayranlık duygusu değil; aynı zamanda beynin kelimenin tam anlamıyla
yeniden yapılandırılması, ciddi bir bilişsel değişim anı.
Gezegenimizin uzaydan mutlak sessizliğinde asılı kaldığını gördüklerinde,
‘biz ve onlar’ kavramı zihinlerinden tamamaen silinir. Yeryüzündeyken sınırlar,
uluslar ve ideolojiler bize aşılamaz, korunmalıdır şeklinde görünse de yukarıdan
bakıldığında, uğruna kan dökülen bu harita çizgilerinin, inşa ettiğimiz ülkelerin
kollektif bir yanılsamadan başka bir şey olmadığı ortaya çıkar. Geriye tek bir fiziksel gerçeklik kalır: bizi evrenin
ölümcül radyasyonundan koruyan, elma kabuğundan daha ince, kırılgan, mavi atmosfer zarı.
Bu makro bakış açısı insan kibrini yerle bir etmez mi? Astronot Ron Garan geceleyin uzaydan alev alev yanan mega kentlere baktığında, tüyler ürpertici bir gözlemde bulundu:
Kendimizi ne kadar kaotik ve bireyselci olarak görürsek görelim,
yukardan bakıldığında insanlık tek bir BİYOLOJİK organizma olarak görünüyor. Ve
şehirler, bu dev beynin parlayan sinir hücrelerinden başka bir şey degil.
Ve bu eşşiz duyguya, bu bilissel degisimi deneyimleyebilen insanlik
tarihinin baslangıcından beri, sadece yaklaşık 600 kişi var. Aman üzülmeyin ben
bunlardan biri asla olamam diye çünkü psikolojlar, bu varoluşsal aydinlanmanın
daha küçük dozlarına Dünya’da da erişebileceğimizi öne sürüyorlar. Nasıl mı? Uçsuz
bucaksız okyanusa, dalları göklere değen heybetli ağaçlara veya rüzgarın
şekillendirdiği devasa bir kanyona bakarken yaşadığımız o yücelik duygusu, tam
olarak büyük bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatan o büyülü an.
Artemis II mürettebatı çok yakında o son derece ince mavi zarın içine geri dönecek. Ve geri getirecekleri nihai mesaj sadece Dünya’nın ne kadar güzel olduğu değil; modern kaygılarımızın, bitmek bilmeyen rekabetlerimizin ve kibrimizin kozmik ölçekte ne kadar anlamsız oldu[u olacaktır.
Bende bu satırları yazarken siren çalmadan deneyimleyediğim
38. günde deniz kenarında kudurmuş dalagalara, oyunbaz bulutlara bakarken
kendimi topraklanmış
hissediyorum. Ve karşıma hemen cevap geliyor;
Uzay’da olmayıp Dünya’da olan ne? 7.83 hertzlik bir elektromanyetik
titreşim. Buna Shumann Resonance deniliyor, bilim adamı Winfried Schumann
1952’de keşfetmiş. Bunu dünyanın kalp atışı gibi düşünebilirsiniz. Insan vücudu
milyarlarca yıl boyunca bu nabız atışıyla evrimleşti. Schumann rezonansı sadece
bir sayı değil, bizim doğru duyguda kalmamızı da sağlıyor, yeryüzüyle bağlantı
kurmamızı ve kendimizi topraklanmış hissetmemiz onun sayesinde oluyor. Yataktan
kalkınca bu frenkansa bağlanmak insan ırkı için bir ritüel. Ama Orta Doğu
kriziyle 38 gündür bu uyumlanmadan
mahrum bırakıldığımızdan ciddi enerjisel çöküntülerdeyiz. Hazir bi rara verilmişken, bunu kumların uzerinde
20bin adımla bedenime hediye ettim. 7.83 hertzin titreşimini bedenime eklerken,
üzerimdeki ağırlığı da dalgalara bırakmanın huzuruyla, geçiş bayramı olan Pesah’I - Passover- gerçekten geçmiş
olarak tamamlamış oldum.
Ve Artemis mürettebatından Christian Kochi’nin dediği gibi: Benim için her şeyi değiştiren şey, geriye
dönüp Dünya’ya baktığım o andı. Sadece onun büyüleyici güzelliğini değil,
etrafını saran o sonsuz karanlığı da fark ettim… ve bu karanlık, onu daha da
özel kıldı. Aslında bu bana ne kadar benzer olduğumuzu derinden hissettirdi. Bu
gezegendeki her bir insanı hayatta tutan şeyin aynı olduğunu… Hepimiz aynı
dünyada evrildik. Sevmeye ve yaşamaya dair paylaştığımız, hepimize ait evrensel
bir şeyler var.
Ve işte bu ortaklığın değeri, bu kırılgan ve eşsiz
güzellik… çevresindeki o sonsuz boşluğu fark ettiğinde, çok daha güçlü ve
anlamlı hale geliyor.
O yüzden savaşı
sadece Orta Doğu’nun sorunu olarak görenlere yazdıklarına ara verip Artemis II’in
yolculuğunu izlemelerini şiddetle öneriyorum.

.jpeg)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder