11 Haziran 2010 Cuma

BULUT AY'a KANCA ATMIŞ, AYRILMAK İSTEMİYOR!

Bu başlığı okuduğum anda kitlendim. Düşünceler içimde hızlan dans etmeye başladı. Neler neler yazılır bu söz üstüne. Hele bir de 10.000metre yüksekte, bulutların arasında, kuşları çıldırtacak teknolojiyle, çelik kuş misali süzülerken insanın aklı daha da bir hızlı çalışıyor emin olun...
Bu yazıyı Belçika'dan İstanbul istikametine , gene kendime yeni birşeyler katmış olarak dönmekteyken karaladım.
Bu başlığın içini dolduracaklarla dolu aklım ve düşüncelerim elimden hızlı ama deneyeceğim yakalamayı onları ve sunacağım okuyanlara...
Bulut Ay'a ne kancalar atmış olabilir diye düşünürken 1.kancamı buldum bile.
AİLE; tabii insan ailesine bağımlı yaşıyor, ondan kopmak zor hatta imkansız.Günde enaz 1(!)kere konuşup hatır sormanın dışında merak, destek ve güç unsuru onlar.Tabii kabul etmek gerekir ki bazen bizi zorlayabiliyorlar, kabusa çevirebiliyorlar hayatımızı ama onlarsız bir yaşam zor be...
Aile için daha yazacak çok şey var ama kancaya takılanlarda çok onun için 2.kancada ne var diye çekiştirdim Ay'ı yakınıma ve 2.kancadan DOSTLAR çıktı.
DOSTLAR;tabii ki onları yaratması sancılı, biraz zahmetli ve emek isteyen bir kanca.İki kişinin arasında bir sinerji olur, bir anda aynı lisanı konuşur olursun, aranızdan su sızmaz, sır küpü olur bağlanırsınız.Bu böylece seneler sürsün istersiniz ama herzaman böyle olmayabiliyor. Herkesin kendine ait bir çerçevesi var ve tabii ki hep aynı dosta kitli bir kanca olmuyor ama hep öyle olması dileğiyle diye bakıyorum kancanın ucunda yakına gelen birşey daha gözüktü, AŞK;İnsan aşıksa herşeyi eylermiş. İlk 2 kancayı at çöpe eğer bu varsa kancada.
Her delilik mümkün kişiye.Çeker gider, onun uğruna kavga eder.Aklı al kutuya sakla aşıksan eğer.
İŞ;bir kanca da o...Hayat kazanmak, ayakta kalmak. Lüks yaşamak yada boğaz tokluğuna kazanmak. Bunsuz olmak mümkün değil. İnsanı motive eder, stress yaratır, hırs kazandırır. Bunun içinde aşkla yapılan bir iş varsa gene at baştaki 2 kancayı koy deliliği yerine.
EV; İnsanın kendini en huzurlu kıldığı sığınağı, kendi yarattığı kalesi. İçi huzur doluysa inanılmaz keyif verir insana. Hele içinde koşan-coşan çoçuklar ve şarap kadehini tokuşturacak varsa değme keyfine...
ÜLKE-ŞEHİR, Ah İstanbul ah! Gerçekten inanılmaz hareketli ve sinir bozucu trafiği olan şehir.Çok yüksek enerjisi olan bu şehirde insan anı yaşamakta öyle zorlanır ki onu yazanlar,resmedenler, besteleyenler bile var.
Boğazın serin sularına bakmak, aynı anda iki kültüre sıkışmak, ne Doğulu ne Batılı olamamak hali...

Bütün bunlar Bulut' unuzda varsa ve hepside Ay'a kancalıysa söyleyin bana para-huzur-eğitim-aşk adına nasıl ve nereden cesaret alıp gideceksiniz buralardan ve hangi arzu ile yeniden başlayacaksınız.
Ben de tek cevap var ama önce sizler yorum yapın!

1 Haziran 2010 Salı

ANASINA BAK OĞULLARINI AL:)

Bu gün benim için çok özel birgün. Her annenin beklentisi boynuz kulağı geçsin değilmidir. Ben de şu anda okulumuzdaki öğretmenin gayretlerinin ve çocuklarımın içlerindeki güzel hislerin tercümanıyım.
Bu gün blogumda gururla sunuyorum, iki damla yaş süzülerek göz pınarlarımdan....
Eytan ve Meir Abulafya sizi seviyorum...

Meir Abulafya'nın şiirleri;

BİR KIŞ AKŞAMI
O zamanlar vardı kuşlar,
Uçardı gökyüzünde.
Oynardım uçağımla,
Bir kış akşamı.
Eğlenirdim kurbağamla,
Ne güzel hayat.
İhanet ettim balığıma,
Oyandım köpeğimle.
Babam kızdı bana,
AH HAYAT AH...

YILDIZ
Havada vardır yıldız,
Hissediyorum içimde,
Güneşin ışığını.


Eytan Abulafya'nın şiirleri;

KOMEDYEN
Bir laf atardım ortaya,
Güldürürdüm herkesi.
Herkes bakardı bana,
Sadece komedyen olduğum için.
Oysa ben de bir insandım,
Ama yinede bir komedyendim gülünen.

BAKKALIN DEDİKLERİ
Gidip sorardım bakkala,
Bebek nerden gelir?
Uzaydan dedi.
Gidip sorardım bakkala,
Uçmak mümkün mü?
Evet dedi.
Gidip sorardım bakkala,
Bin yaşına kadar yaşanabilir mi?
Tabii dedi.
Anladımki, bakkal bana yalan söylermiş...

7 Mayıs 2010 Cuma

Bir ÇOCUK doğduğu anda, bir ANNE doğarmış...

Günün anlam ve öneminden dolayı bir Anneler Günü yazısı yazmasam olmaz.


Herkes hamile kaldığını öğrendiği ilk anı ömür boyu hatırlar. Heyecanla karışık korku ve panik duygusuyla dolu bir beden, birbirine seven iki kişinin genelde planlayarak bazen tesadüfen– böylesi de nasıl olur bilemem?! - oluşturduğu bir mucizeye verdiği tepkiyi unutmak mümkün değil.
Koca göbekli ve tıkınan halimizle bile TATLI ve ÇEKİCİ gözükebildiğimiz bu 9ayın keyfini çıkarmak gerek.

Hamile kalmadan önce, kalıpta doğurmuş bir can dostumun bana gönderdiği bir köşe yazısı aklıma kazınmıştır.
Yazının başlığı; “ Bir çocuk sahibi olmadan önce tavsiye edilen demo...”
Yeni doğmuş bir keçi yavrusuyla bir gün geçirin.
Onu arabada kemerle bağlayın, onunla yemeğe gidin. Onunla arkadaş ziyareti ve alışveriş merkezi gezintisi yapın. Gün sonunda onu bir yatakta uykuya yatırın, giydirin, besleyin,altını değiştirin ve sürekli sızlanmasına sabır edin.

İşte kilit kelime ortaya çıktı. Annelik=SABIR – şimdi babalara haksızlık demeyin onu da babalar gününde yazarım –
Yani anne olursunuz sabrın ne olduğunu derinden öğrenirsiniz.Bunu atalım çantamıza devam edelim yolculuğa.

Bu mucizevi varlık size inanılmaz bir GÜÇ verecektir. Ha Tanrı, ha siz olacaksınız onun için. Onun için yapamayacağınız bir şey olmayacaktır.Cadılık kanımızda, yoktan bile var ederiz.Her dertlerine çare oluruz, her an onu her şeyden koruruz. Her ne kadar bu sadece masallardaki perilerin sihirli değnekle yaptığı bir şey olsa da bunu yaparsınız çünkü siz PERİ’ siniz.

Uykusuz bir gecenin sabahında hala ona bakıp şefkatle gülümseyebildiğinizi gördüğünüzde kendinizi ROBOT sanabilirsiniz ama öyle olmadığını her anne bilir.

Canı acıdığında keşke bana olsaydı diyebilen, AŞIRI DUYGU YÜKLÜ varlık haline dönüşme durumu....

Yolculukta, evde, deniz kenarında bildiğiniz bütün el faaliyetlerini ortaya çıkarabilen bir YARATICILIK

Sizi bir gün başka biri için bırakıp gideceğini bilerek KOŞULSUZ SEVME hali.

Telefonla konuşurken, çorba karıştırıp, kapıya çöpü çıkarabilen ve de gülümserken performans ödevine cevap veren Çok Yönlü insan.

Kafasında kese kağıdından şapka ile ellerinde parmak kukla ile GÜLÜNÇ olma hali.

İlacı dondurmaya saklamayı becerebilen bir Akıl abidesi.

Doktorda daha doktor olma halini unutmayalım.

Reklamda dediği gibi BİR TEK ANNEM OLSA, BANA BİRŞEY OLMAZ....düşüncesini yaratma hali.

Eminim sizin daha ekleyeceğiniz bir sürü yönümüz vardır.Yorumları bekliyorum.

Ee bunlar ancak bir ÇOCUK doğunca oluyorsa demek ki o anda bir ANNE'de doğuyor.

Derler ki çocuğunuz doğduğunda onun serçe parmağından kendinizinkine ip bağlayın.Her sene 1 metre uzatın. Annelere bu zor! Vicdan var, aşk var, bağlılık var ama madalyonun öbür yüzü onunda başka bir çocuğun annesi olup yetkinleşmiş olarak buna başlaması.
Salın ipleri anneler korkmayın, doğa kanunu serbest bırak geri dönerse sen zaten ona sahipsin.

Canım anneciğim ben sana döndüm.Beni şefkatle karşıladığın için teşekkür ederim.

ANNECİĞİMİN, TÜM ANNELERİN, ANNE ADAYLARININ ve DÜŞÜNCEDE BİLE ANNELİĞİ OLUŞTURMUŞ OLANLARIN GÜNÜ KUTLU OLSUN.

4 Mayıs 2010 Salı

Herşey bir kapı ve kilitten ibarettir.

Oldum olası kapılara karşı içimde bir heyecan vardır.


Ne zaman elime bir fotoğraf makinası geçse ve bir yerlerde birkaç kareyi ölümsüz edeceğim gelse ilk işim bir kapı aramak olur nedense.
Sonra gördüm ki tek takıntılı olan ben değilmişim, başkaları da varmış hatta çok ama çok meşhurlar bile...

Sordum nedir bu kapılarda beni kendine kilitleyen diye ve internette okuduğum bir yazı bana ilham oldu.
Her kapı hayata açılan yoldur. Herkesin kendi kapısı vardır. Bu kapı bazen ardına kadar açık ve davetkar iken bazen öyle sıkı kapanır ki açabilene aşk olsun.
Bazen hafif aralık durur davetkardır. Çağıramaz kendisi ama aralık durmasından anlaşılmayı bekler.

Bazı kapılar vardır eskidir, yüzlerine bakmak gelmez. İçerisinin pis veya korkulu olduğu ön yargısı ile dururlar, bazıları da pırıl pırıl parlarlar zenginliklerini dışarıya ispat edercesine.
İtine kadar da o iki melun duygu arasında sıkışıp kalırız..Korku ve Merak.
Oysa korkumuzu ve merakımızı yenip onu itene kadar her görünüş bir aldatmaca sayılır.
Korkular ağır bastığında, kulp olur kalırız kapı önünde. Merak ağır bastığında ise, eşik olur geçeriz diğer tarafa. Bulacağımız kocaman bir hazine de olabilir... Kocaman bir enkaz da... Ya da her ikisi de...
Enkazı kazıp hazineye ulaşmak ise cesaret işidir...

Birde elimizde bir anahtar vardır. O anahtarı kilide takıp açıp açmamak tercihimize kalmıştır... Bu da cesaret isteyen bir iştir... Daha önce görmediğiniz bir mekanın kapısını açmak her zaman istenen sonuçları doğurmayabilir. Genellikle ellerde anahtarlar ve açılmamış kapılarla yaşam devam eder...

Hep bildiğimiz kapıları açmak isteriz... Hep tanıdığımız duyguları yaşamak. Ama bir eksiklik hissederiz. Çünkü açılmayan kapıları biliriz. Hep kendimizden uzak tutmaya çalıştığımız sırlardır onlar...
Sırları olmayan var mıdır?

Bazen kendi kapımızı da açmaya çekiniriz... Çünkü anlatılmayacak ve de anlatıldığında hazinenin değil enkazın fark edilmesinden dolayı oluşacak fırtınadan korkarız. Kimsenin ve kendimizin enkazların altından çıkacak hazinelere ulaşabileceğine ihtimal vermeyiz. Oysa hiç birimiz yaşamda birbirimizden mutlak üstün değilizdir. Herkesin kendine ait çok değerli hazineleri vardır. Her birimiz birbirini tamamlayan hazineler olma şansına sahibizdir. Zaten hayatta yalnız kalmamayı tercih etmemizin nedeni budur. Hazinemizi çoğaltmak.

İçimde bir hazine gizli diyebilmek ise insanın kendini bildiği ve bulduğu en güzel andır... Bir başkasının hazinesine erişmek için önce kendi içindeki hazineyi keşfetmek zorundasındır. Önce kendi enkazını kaldırıp altındakini orataya çıkarmak... Ancak o zaman bir başkasını kendi hazinene götürebilirsin... Unutmamak lazım kapısı olanın, hazinesi ve anahtarı mutlaka avcunun içindedir...

KAPI resimleri Nihal Harmanlı :)

29 Nisan 2010 Perşembe

Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediyse, güçlendirmiştir!

Derim yolculuk her zaman iyidir diye, insan bir daha asla eskisi gibi olamaz. İşte biz de çıktık açık alınla saldık bedenimizi Anadolu’ya bulduk kendimizi Antep-Antakya yolunda.

Bir otobüs dolusu insan, hepsinin başka bir hikayesi var ama ortak noktamız Heyecan.
Yeni yer görmenin heyecanı, keyif desen gıcır...

Daracık Antep sokaklarında başladık dolaşmaya. Adım başı yemek hem de bol kepçe ama bol dediysem inan ki gerçekten bol bol. Kahvaltıda başlıyoruz öğlen ne yiyoruz konusuna, yetmiyormuş gibi sokakta yol üstünde ki bütün nimetlerden de faydalanıyoruz. Baklava parçaları, fıstık ezmesi, bayıldık tatlıdan, gelsin can erik,malta, kırmızı dutlar, Antep’te fıstıksız olur mu, o zaman Antep fıstığı avuçlarımızda, tuzlu lezzetler dilimizde bakınıyoruz bu insanlığın eski topraklarına, şaşırıp kalıyoruz kahramanlıklarına ve düşünüyoruz bugünlere gelmenin sancısını.
İşte ben de bu noktada kalakalıyorum bu seyahatte. Bu günlere gelme sancısı.

Hepimizin hayatında dönem ve dönüm noktaları vardır.Bazen dönüm noktası zararsız olur. Bir köşe öbürüne eş çıkar, hiç farketmezsin ama bazen de o köşe sert bir dönemece açılır. Savrulur kalır, toparlanmak için destek ararsın. Bu seyahat bana destek oldu. Desteğin bir de adı var “ AİLE” . Bu seyahatime bir de isim taktım, KABUK.

Güler gibisiniz, ne garip diye biliyorum bu ismi taktığımda bende güldüm bir hayli.

Düşünün ki bir yara oluştu bedende, isteyerek yapmadım ki bu yarayı, tesadüf de değil ama oldu işte. Nedeni yok!
Acıyor, sızlıyor derin derin kanıyor bile belki.Yara bandı imdadıma yetişecek ama öncesinde bütün içini akıtması gerek, ferahlamazsa içinde kalır bu da enfeksiyon yapar, büyür tüm bedeni sarar Allah korusunJ Ben elimden geleni yaptiktan sonra bedenim de ona verilen o mucizevi güçle başlayacak tamire. Birinci günkü hassasiyet yok ama içim sızlıyor yanlışlıkla ona dokunduğumda yada dokunduklarında, derin bir iç geçiriyorum. Derken bir güneşli sabahta üstünde kahverengi bir kabuk.Yaranın sızısı dünden çok daha az.Varlığı belli ama verdiği acının dozajında oldukça gerileme var.

O kabuk uzun zaman yara ile beraber olacak. Yara’nın tamir olma sürecine katkım, onun bir gün geçeceğine olan inancım. Gene güneşli bir sabahta kabuk düşecek, sadece o yaranın nasıl oluştuğunu hatırlayacak kadar iz bırakacak ve yok olacak.

Ben 5saatlik Antep Antakya yolunda bunları düşünürken biz varmışız bile . Mitoloji sardı her yanımızı. Mozaikler büyüleyiciydi. Eski medeniyetlerin yaşamlarına dair gördüklerimiz bizi hayrete düşürdü. Harbiye’deki şelalede resim çekerken doğanın insanlar için ne kadar değerli olduğunu hatırladık. İnanmanın gücünü hissettik derinden hangi dine bağlı olduğunun değeri olmadan. Farklı olupta aynı yerde 3 gün 3 gece tolerans dahilinde yaşayabildiğimizi bir kere daha anladık çünkü şehrin havası böyleydi. Çocukların coşkusuna tanık olduk. Ailece seyahat etmenin ne kadar keyifli olduğunu gördük. Midelerimizin içinin ne kadar doldurabileceğini de ispatladık tabii ki., Yöresel yemeklerin – Kral Künefe, kireçte Kabak, Ceviz reçeli, Bicibici, Zahtar, Abagannuç - bizleri ne kadar mutlu ettiğini gördük.

Güneş parlak, gökyüzü masmavi.

Bana düşündürdüğü aynen bu oldu “ Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediyse, güçlendirmiştir.”

Sağol Antakya bana kattıkların için ve tabii ki kilo olarak fazla katmadığın için ayrıca teşekkür....



Dip not- Yolumuz Urfa-Mardin-Adıyaman!

7 Nisan 2010 Çarşamba

F VİTAMİNİ

 Çok sevdiğim bir arkadaşım geçenlerde bana Dr.Mehmet Öz’ün bir yazısını mail ortamında gönderdi. Mail de Fvitamininden bahsediyordu ve benim de çok hoşuma gitti.
Bende onun F vitamini tanımına kendi yorumlarımı kattım ve sizlerle paylaşayım dedim.


Bu başlığı okuyunca, "Bugüne kadar F vitamini diye bir şey hiç duymadım" demeyin! Bu vitamin hepinizde en azından bir tane olarak mevcut.
Bunun adı FRIEND ve F vitamini dediğimiz sağlık iksirinin kaynağı da dostlardır... Bu vitaminin faydaları saymakla bitmez.
Bende bu haftaki yazımda bu vitaminin faydalarını şöyle bir listeleyeyim dedim.
Sizin bildiğiniz başka faydaları varsa yoruma açığım...

1. Stres anında en az 1 tane kullanırsanız kesin olarak gülümsersiniz ve stresinizin dağıldığını gözle görünür bir şekilde fark edersiniz.

Çatık kaşları olanlara özellikle tavsiye edilir.

2. Sizi gençleştirir, canınıza can katar, bu sayede kan damarlarınızda pıhtılaşma oluşmasını engeller.

3. Depresyona girmenizi önler, sıcaklık hissiyle bunu sürekli erteler.

4. Sizi sokağa çıkmaya ve alışveriş yapmaya teşvik eder.

5. Hayal kurmanızı ve bunun peşinden koşmanızı tavsiye der. Tökezleme durumunda 3nolu madde geçerli sayıldığından sorun oluşturmaz.

6. Birden çok çeşidi vardır, kendinize en uygun olanı seçmeniz tavsiye olunur.

7. Göz yaşlarınızı serbest bırakma özelliği vardır, çok sık olmasa bile gerektiğinde hiç çekinmeden kullanabilirsiniz.

8. Yolu mantıktan geçer ama hep kalbinize dokunur.

9. Hafızanıza en güzel anıları kaydetme özelliği vardır.

10. Sabırlı olanına rastlarsanız, sizi dinlemekten hiç bıkmaz.

11. Elinde olanı sizinle paylaşmaya hazırdır.

12. Size en derin yaraları açma özelliği vardır ama bunu kötülükten değil tam tersine sizin gelişiminize destek olmak adına yapar.

13. Bir telefon kadar size yakındır.

14. Her yerde bulunmazlar, çok iyi aramak lazımdır.

15. Zarar veren cinsten olanları da vardır, onlardan sakınmak gerek.

Eğer elinizde çok F vitamini varsa bence kendinizi bir gözden geçirin, kesin bir bahar temizliği yapın , acilen bakın bazılarının son kullanma tarihleri gelmiş olabilir.

Bazı değerli olanları ise çekmecede altlarda kalmış olabilir, acilen onları üst sıralara yerleştirin, bahar havası hepinize iyi gelecektir.

Bu durumda bu vitamin alınmaz da ne yapılır bilemedim! Hepinizi bol değerli “F vitaminli” bir bahar dilerim.

1 Nisan 2010 Perşembe

KOPYAM VE BEN

Elimi bilgisayarın tuşlarında dolaştırmayalı epey oldu sanırım, çünkü hayat belirgin akış hızını birden 5.vitese aldı ve ben de tüm bunlara tekil halimle yetişme sorunuyla baş etmek durumunda kaldım, keşke kopyalanabilsek.


Eğer kopyalanan bir ben olsaydı neler olurdu diye yazmak istedim, hani hepimiz isteriz ya 2 el yerine 4 elim olsa da herşeye yetişsem.

Evrende bazı yasalar varmış, okudum, dinledim.Bunların bir özeti aşağıdaki gibi...

1-Esneklik yasası

2-Seçimler yasası

3-İnanç yasası

4-Eylem yasası

5- Denge yasası

6-Sorumluluk yasası

7-Süreç yasası

Gel gelelim ben kopyalanınca Kopyam tamamen özgür hareket etmeli.Gezmeli dolaşmalı, hayatın keyfini sürmeli, okumalı, öğrenmeli, para kaygısı hatta gelecek kaygısı hiç mi hiç olmamalı.

Onun çocukları da olmalı mı bilemedim, çünkü o hayata sadece kendi için tutunmalı.

Onun evreninde esneklik yasası tam işlemeli, seçimlerini özgürce yapmalı, neye isterse ona inanmalı, eylemlerinde hep günün getirdiklerini uygulayan bir yaptırım olmalı, gelecek için tel bir adım bile atmamalı.

Sadece kendi için yaşadığından denge sorunu da yok, hiçbir şeye karşı sorumlu da değildir kendinden başka. Süreç, kesintisiz olarak onun için keyifle devam etmektir.

Aman ne güzel!



Şimdi gelelim gerçek bana;Kopyam tüm gerçekleştirmek istediklerimi yaptığına göre geriye yapılacaklar şunlar;

Çalışmak, kopyamı, beni ve hayatımı idame ettirecek kadar kazanç sağlamak için çalışmak, bana bağlı olan tüm sistemleri yürür hale getirmek için çalışmak, sorumluluklarımın içine çocuk,ev, ailenin yanına birde kopyamı eklemek, kopyamdan şikayetçi olma durumunda onu kendimden başka kimseye şikayet edememek.

Bu sebepten benim hiç esnekliğim yok.

Seçimlerimi yaşamam mümkün değil.

İnandıklarımı sonuna kadar savunurum, hatta deli bir mücadeleye bile girerim.

Eylemlerim çok yönlüdür, öyle ki bazen kendimi bile feda ederim onlar için.

Dengeliyim aksi takdirde hiç bir şey yolunda gitmeyecektir.

Sorumluluklarım diz boyu, aş aşabilirsen.

Süreçte ise kendimi sonsuz zorluyorum yetişmek adına...



Evrenin benim için biçtiği özelliklere göre BEN ; Çok yönlü ve becerikli. Yargı ve mantık gücüne sahip. Yenilikten hoşlanan, yeni insanlar tanımaktan zevk alan. Bilgiyi önemseyen, meraklı ve öğrenmeye aç.

Mantıklı, eğri ile doğruyu ayır etmesini bilen. Kıvrak zekalı, konuşma kabiliyeti olan, kendini yönlendirebilen, düşmanlarını yenmeyi başarabilecek kadar akıllıyım ya ;

Bu durumda kopyam mı gerçek yoksa ben mi diye soruyorum....