Yeni yıla girerken insan içten içe nasıl bir sene yaşadım, düşündüğüm gibi oldu mu muhasebesi yapar. Siz? Ben yaparım. Ayrıca yeni yıl için kararlar alır ve hayata geçirebilmeyi ümit ederim.
Bakın bir psikolog yazısında ne diyor;
“ Yeni yılla birlikte değiştirmek istediğimiz şeylerin ilk sırasını %37 ile daha fazla spor yapmak, %13 ile daha sağlıklı beslenmek/kilo vermek alıyormuş. “
Gülümsediğinizi görüyorum çünkü eminim listenizde bu ikisinden biri vardır. Ben de var
“Bazılarımız sadece bir tek yeni yıl kararı alarak yetinirken, bazılarımız da birden çok karar alıyor. Ama hepsinden daha önemlisi,%22 miz ilk hafta bu kararı uygulamaktan vazgeçerken, %40 bu kararı bir ay sonra , %60 üç ay sonra bu karara uymaktan vazgeçiyor.”
Günlük tutmanın en güzel yanı bu. Görüyorsunuz kendinizi.
Saklansanızda kelimelerin arkasına bütün bir sene orada duruyor öylece. Ben de döndüm 31 Aralık’taki temennilerle başladığım yeni sene notlarıma ve bütün seneye mal edeceğim 1 Ocak motoma. Bütün bir senemi o satırlarda yeniden yaşadım, hersene olduğu gibi. Yaptıklarım, ödemelerim, beni gülümsetenler, ağlatanlar, acıtanlar, tecrübe edindiklerim, tecrübe etmem gerekenler, kararlarım ve bozduğum kararlarım...Herşey 365 günlük bir serüven gibi ama hayat yazıyor, sen oynuyorsun... Yok yok, sen yazıyorsun, hayat oynuyor.
İnsanın farkındalığı artınca karşısına çıkanlar aradıkları oluyor ya, bende bu yazıyı karalamaya başladığımda birinin yaptığı çalışma ile karşılaştım. Her ayı kendi içinde tek tek önem sırasına göre yazmış. Hoşuma gitti bende kopyalayayım dedim. Dolayısiyle uzunnnnnn bir blog yazım var.Sabrınız olmazsa üzülmem, kahve molalarında küçük küçük takılırsınız.
NOT- Bugün itibariyle Facebook’ta buna benzer bir çalışma gördüm- Farkındalık işte-
Şöyle başlamışım yeni seneye.
3 şey yazıyorum bu sene için ve umarım hepsini gerçekleştirebilirim.
Bir bavul bırakmalıyım çocuklarıma. Duygu yüklü bir bavul olmalı, duygusal banka hesaplarının dolu olması için. Kendi adıma bu hesabın dolması için yapmam gereken en anlamlı aksiyon ise, onlara yaşadıkları anın paha biçilmez olduğunu hissettirecek yadigarlar bırakmak. Seneler evvel not kağıtlarımı günlüklere dönüştürmüştüm ve günlüklerimin koca hayatı yeniden şekillendirmeye yeterli olabileceği fikrimi bu gün bir kez daha doğruladım demişim.
Bu gün kendi kendime düşünürken buldum kendimi ve eğer bunu çocuklarıma bırakabileceksem, en hatırlanabilir günlerimi blogumda paylaşıp başkaları içinde unutulmaz yapabilirim dedim ve oturdum klavyenin başına, gene başladım tıkırdamaya... Aralarada gerçek gündem başlıkları serptim... İşte benim 365 günüm...
OCAK
Neye bakarsan onu büyütürsün cümlesiyle başla bu seneye...
Gene havadayım... FrankfurtHeimtextil ,hayatımın ilk fuar stand deneyimi heyecanla karışık korku. Ve İş arkadaşımın garip terkedişi...
İstanbul karlar altında..Bizler mangal başında dostlarla sucuk ekmek havasında, sinemada Avatar...
Yeğenim geniz eti ameliyatı oldu, bir ailenin en zor anı olsa gerek, ameliyathaneye çocuğunu yollamak...
1 Ocak Gündem; Generaller için berbat bir yıldı ; İNGİLİZ Economist dergisinde “Lanetli komplolar” başlığıyla yayınlanan haber yorumda, 2009'un Türk generaller için en berbat yıl olduğu savı ortaya atıldı.
ŞUBAT
Sömester, çalışan anne dramı Part 1
Birikimler taştı, blog hayata alındı.
Kayıp Gül okundu, Dedi ki görmek için sadece gözlerimi kullansaydım karanlıkta kaybolurdum.
Yaşam hem kendini geliştirmek hemde kendini aşmaktır.Aynı yerdeysen hep, yaşamak sadece ölmemektir...
Yemek konulu konferans konumuz için Ciya’da yemek, herşey bloga ilham oluyor.
Baboşun doğum günü, yaş alıyor ama benim için asla yaşlanmıyor. İleri görüşlü, hayata karşı duruşu net adam, iyi ki senin kızınım.
Sınav parası ödenmek için yastık altı 12 senelik Sterlinler çıkarıldı ve tedavülden kalktığı öğrenildi şok olundu, alınan ders ise basit, saklarsan zamanı gelsin diye mürvetini göremezsin, vurma dizine boşuna...
Sonsuzluğa gömdüm gönlümdekini, bizide ona bağladım döngüsünde, af diledim, aşk ta diledim herşeyden önemlisi akıl yazdım içine... Dövmem bedenimde ...
1 Şubat Gündem;Meclis'te aşk skandalı Meclis'in bekâr sekreteri doğum yaptı, ortalık karıştı. Çünkü iddialara göre, işçiyken sekreter olan kadın, evli bir bürokratla aşk yaşıyordu. Başkent bu dedikoduyla çalkalandı.
MART
Hesaplar eksi bakiyede, destek gerek acilen...
Rededilme, beğenilme yada her ikiside yanlış algılama.
Bebek kolleksiyonum gece yarılarına kadar fotograflandı, facebookta yayınlandı, katkıda bulunanlar anıldı, katkı yapılması için yorum yazıldı. 2011’de sergi için söz verildi, nasıl yapılacağı konuşmaları ertelendi.
Babaannem düştü, çok üzücü.Beden tükeniyor sen sadece izliyorsun.
Kitabımın ilk editör yorumu.” Bence şansı var Stella, hadi bazı bölümleri geliştir, yolun açık olsun.Hazır olduğunda ortağıma verelim bir de o okusun, sonrası kolay.”
Canım Annem, ağlarsa anan ağlar gerisi yalan ağları bana ispat eden engin yürekli anam, iyiki doğdun , iyikide beni doğurdun.Senden bana ne geçti yeni yeni fark ediyorum, aynı değiliz ama eş duygularımız var görmeye ve seni daha iyi anlamaya başladım.
İş seyhatinden gidilemeyen veli toplantısana kim gider?Anneanne... Ben nerdeyim peki CIAO ROMA!
8 Mart Gündem; Kafası kesilen genç kız cinayetinde son durum: Anne-babanın üzerindeki kan da genç kıza ait... BABA, CİNAYETİ OĞLUNUN İŞLEDİĞİNİ KABUL ETTİ
VÜCUDU bavula, kafası gitar kılıfına konduktan sonra Etiler’de çöp konteynerine atılan Münevver Karabulut’u öldürdüğü iddia edilen Cem. G.’nin anne ve babasının üzerinde bulunan kan da genç kıza ait çıktı. Baba Mehmet Nida G., ifadesinde, "Biz cinayet işlemedik, işlediyse Cem işlemiştir" dedi. Çift serbest bırakıldı.
Cem G.’nin babası Mehmet Nida G., polisteki ifadesinde suçlamaları reddetti. Mehmet Nida G., "Olay günü oğlum aradı. ’Canım sıkılıyor. Beni dolaştır’ dedi. Eve gittim. Odasına çıktım. Kardeşi alt kattaydı. Anormal bir şey yoktu. Birlikte çıktık. Dolaştırdım. Etiler’de bir kafenin önüne bıraktım. Bir daha Cem’i görmedim. Biz cinayet işlemedik. İşlediyse Cem işlemiştir. Ama biz buna inanmıyoruz" dedi.
Tülay Makbule G. ile eşi Mehmet Nida G., dün, Sultanahmet’teki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Savcı Faruk Erşen Yılmaz, çifti adam öldürmeye iştirak suçlaması ile mahkemeye sevk etti. Makbule G. ve Mehmet Nida G. çifti serbest bırakıldı. Villadaki aramada Cem’in kanlı elbise ve çorapları bulundu. Cem’in giysilerindeki kanın da Münevver’a ait olduğu anlaşıldı. Korsan taksinin arka koltuğundaki kan izleri nedeniyle polis, koltuktan parça kesip aldı. Kan örnekleri Münevver’in kanıyla karşılaştırılacak.
NİSAN
Hemen başında bir zorluk kapımda, evlilik yıldönümümüz... Mermer bahçesinde aşk bizimkisi, sessizliğin çığlıklarıyla kaplı, güneşle yıkanan bir birliktelik bizimkisi. Bir bedende 2 ruh olarak...
Borç büyüyor, destek sonsuz.Şükür...
Eline doğar senin bir bakmışsın olmuş 13 yaşında delikanlı, ah be nasıl geçer seneler, oysaki kanapede annenin sana hamile kaldığını söylediği gün çok net gözlerimin önünde.Basit bir yazı yazdım ona, hayallerin olsun koş peşinden herzaman diye.Sanki kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali...
Uçaktayım gene istikamet KALİSPERA! Ama öyle zor bir yolculuktu ki 20.kattan aşağıya atmak istedim kendimi kurtulmak için baskıdan. Neler oluyor, değişimin çanlarınımı duyuyorum? Yyok canım onlar kiliseninkiler olmalı.
Gene yoldayım ama bu sefer ailece.Oh şükür! İistikamet doğunun en güneyi ANTAKYA.İlk doğuşun simgesi, insan karmaşası.Baharda kiralık şortla denize girme coşkusunu yaşayan çocuklar, ailenin desteği ve dostların yanındayken daha ne ister insan. Künefe ve Antep fıstığı cabası.
1Nisan Gündem, Yahudi görmeden düşman olan var
6 yıldır sürdürdüğü Türkiye Yahudileri Cemaat Başkanlığı görevini bugün bırakacak olan Silvyo Ovadya, II. Dünya Savaşı yılları dışında en zorlu dönemi yaşadıklarını belirterek, “Buna rağmen, ‘hoşgörü değil eşit vatandaşlık' ilkesinden taviz vermediklerini” söyledi.
MAYIS
Yaz telaşı aldı, yaz okulu araştırması başlasın. Bütçe delik, delik büyük. Kapatacak el sayısında destek lütfen.
Bir anne olarak kendi günümü ve anneminkini ve onun annesininkini ve tüm tanrıçaların günü kutluyorum.
Soru şu; Bütünün içinde tek olurken, bütüne katkısı olan tek olmak gerek. Sonsuza karışıyor, sonsuzda ona...
Motivasyon ustası Başkana stüdyo kaydı.
İlk toplu sınav heyecanı yaşayan oğluma, hayatın bir sınav olduğunu anlatan, sınavdan hep başarısız olan ama hayatta başaran BEN...
Bir işe inanırsan onu başarman kolaylaşırmış ama yanında işe inanmayanlar varsa sen onları inanamaları için ikna ederken iş arada kaçar...
HAPPY BIRTHDAY ME!!!!!!!!!
Elemanına değer veren patron fuarda pasta keser. Eleman mutlu, patron mutlu AMA...
Annesine değer veren çocuklar, kendi sevdikleri restauranta annelerine pasta keser. Anne mutlu çocuk mutlu AMA...
Arkadaşlarına değer veren dostlar başkanın balo gecesinde sana süpriz pasta keserler.Ben mutlu, dostlar mutlu AMA....
Bir dostun var ama kız kardeşin yok , üzülme o sana kardeşlikten yana omuz. Bana da en değerli gününde kızının 12 yaşını elini tutarak kutlamak düşer.
1 Mayıs Gündem, Kanlı 1 Mayıs'tan Bayram 1 Mayıs'a
İstanbul Taksim Meydanı, 1978'den sonra ilk kez işçilerle buluştu. Grupların temsilcileri, Kazancı Yokuşu'na gelerek 1977'de burada yaşamını yitirenleri andı.. Taksim'de insan seli yaşandı. Binlerce kişi Taksim Meydanı'nda toplandı. Kutlamalar ara ara ufak gerginliklerle ama coşkulu geçti. Gruplar Taksim Meydanı'na sığmadı. Polis, Taksim Gezi Parkı'nı da kutlama alanına dahil etti. 1 Mayıs Komitesi, Taksim Meydanı'nda düzenlenen 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı kutlamalarının saat 15.00 itibariyle sona erdiği anonsunu yaptı. Kalabalık yavaş yavaş dağıldı. 33 yıl sonra davullu-zurnalı, şarkılı-türkülü-halaylı bir şekilde kutlanan 1 Mayıs etkinliklerine Emniyet'in verdiği rakamlara göre 150 bin kişi katıldı
HAZİRAN
Bittim, tükendim, ağladım, hırladım, yedim bitirdim ve değişimin çarkının sesini duydum.Yolum açık olsun.
10.000mtrede kitaba son noktayı koydum.
Unutma neye bakarsan onu büyütürsün. İYİ KEHANETLER GERÇEK OLSUN.
Vücut sinyal veriyor,dikkate almak lazım bu kanama boşuna değil.
Dişçi koltuğu ilk kanal tedavim.
Okul kapandı, son gün gösterisinde YAMAHA flütü 1,5dk çalan oğullarımla gurur duydum.Flüt internetten sipariş verildi, tam 39TL ödendi.
Bir dostla, 3 çocukla deniz kıyısında keyif saati. Şirket kuralları beni sıkıyorsa ev kuralları çocukları neden sıkmasın!EMPATİ... Derken evi su bastı.Sigortadan gelen para nereye aktı, az sonra.
Bedensiz ruhumun doğum günü, 2 demet çiçekle mermer bahçesine. Bir kaç damla topraktaki çimene, azıcıkta yüreğimin derinliklerine. Bir de hediye getirdim yanımda OĞLUNU...
CV mail edildi!
Mavimarmara kabusu...
1 Haziran Gündem MAVİ MARMARA
Başbakan Vekili Bülent Arınç İsrail'in saldırısını “korsanlık” olarak niteledi. Taksim'e yürüdüler
İstanbul'da Büyükdere Caddesi'ndeki İsrail Başkonsolosluğu önünde bir saat içinde 4 bin kişi toplandı. aşbakan Erdoğan gezisini yarıda kestiği Şili'den bu sabah yurda döndü. Erdoğan havalimanında açıklama yapmazken inişinden kısa süre önce uçaktakilere kısa bir konuşma yaptı. Erdoğan uçaktakilere “Son attığımız adımlar, son aldığımız kararların da ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi. Erdoğan'ın grup toplantısında bugün yapacağı konuşma İngilizce ve ArapçaB 'ya da çevrilecek. Dışişleri Bakanlığı, saldırının ardından İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'yi çağırarak, sözlü uyarıda bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail saldırısını “Türkiye'ye açıkça düşmanlık ilanı” olarak değerlendirdi. İsrail'in Mavi Marmara gemisine Akdeniz'de yaptığı saldırı Türkiye'de nefret ve öfkeyle karşılandı. GAZZE'ye yardım götüren ve uluslar arası sularda İsrail'in saldırısına uğrayan filodaki ‘Gazze' adlı geminin üç mürettebatı yurda döndü. Mürettebattan Kutlu Tiryaki, İsrail askerlerinin silah kullandığını belirterek, “İnsanlar kendilerini suyla korumaya çalıştı” dedi.
TEMMUZ
Aileye yeni biri katılıyor, minik bir erkek!Eimde merhaba diyecek bizde bezini kestik ailecenek.
Sigorta parası ile Uçak bileti, bu daha başlangıç.
Yaz okulu başladı, extradan futbol ayakkabısı alındı.Getir götür telaşı, çalışan anne dramı part 2.
Hayatımın ilk iş proposal yazısı.
50’lik dostuma ona yaraşır hediye Giyçekte ESKİ ZAMAN KADINLARIYDIK...
Yağmurlu bir hafta sonunda ailece balık keyfi.
Güneşli bir hafta sonunda dostumun evine misafir ada semalarında...
Sen değer ver inandığına, inanmayanlara inat... Yap iyi dediğin şeyleri, paylaş, gelen gelir gelmeyenler kayıpta ama zaman gösterecek.Olsun sen gene değer ver inandığına inanmayanlara inat...
Araba tekliyor, beni değiştir diyor.
Seneca demiş ki; “ Ey yaşam senin bunca değerli oluşun ölüm sayesindedir.”
Proposala yanıt olumlu... Bilet alındı.Heyecan dorukta.
Saroz beni bekler, kafa karışık gönül dinginlik ister.
Canlarım, hayatımın anlamları.Küçücük doğdunuz elime, geçti bir dolu sene ikili yaşlara vardınız.Ne güzel şeyler olacak hayatta sizlere. Ben de yan odadan seyredeceğim ...
1 Temmuz Gündem “İkinci eş” Meclis'te
Bakırcı'nın Kürt kadınlarının ikinci eş olarak alınmasına ilişkin sözleri, Meclis'e de taşındı. BDP'li Bengi Yıldız, sözleri “ahlakdışı” nitelendirirken, “AK Parti'nin kadın milletvekilleri sessiz mi kalacak?” diye sordu. TBMM Genel Kurulu'nda söz alan Yıldız, bu sözlerin bölge insanına, “hakaret, ayrımcılık ve suç” olduğunu belirtti. AK Parti yönetimi, Kürt sorununa iki eşli evlilik formülüyle çözüm öneren Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı için inceleme başlattı. AK Parti'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, “Kendisiyle görüşüp, konuşmasına ilişkin bütün bilgi ve belgeleri istedim. Beyanlar doğruysa elbette gerekli işlemi yaparız” dedi. Tanrıverdi, dün görüştüğü Bakırcı'nın, basına yansıyan sözlerini yalanladığını söyledi. Bakırcı, Tanrıverdi'ye, “Benim beyanım gazetede yayınlandığı gibi değil, tamamen çarpıtılmış. Çarpıtılan bu konuya ilişkin gazeteye de tekzip gönderiyorum” dedi.
AĞUSTOS
Hiç kimse korkmadan seçim yapamaz...Ben de tüm korkularımla EVET dedim kutsal topraklarda 24 saat içinde. Değişim başlasın.
Ruh eşim!!!!!!!!!!!!!!!!!NERDESİN???????
Küçük ama büyük BALIK.İyi ki hayatımdasın, herkesten çok bana desteksin, iyi ki doğdun.
Düşünmeden konuşmanın cezası, konuştuktan sonra düşünmeye mahkum olmaktır.
Elveda odam, işim ve hosgeldin yeni hayat.
Bana kazandırdığın OSCAR ve Harmanlı için teşekkür. Benliğimi aşmama ve kendimi tanımama yardımcı olduğun için teşekkür. Acıyı yaşamanın farklı bir yolunu öğrettiğin için teşekkür. Hayal dünyasında yaşadığımı farkettirdiğin için teşekkür.
İnsan insana emek ederse emeğinin karşılığında yeni bir insan oluşur.
Cennette 4 gün!Denizin ortasında 4 gün. Kendin,güneş,zamansızlık ve şarapla 4 gün.Keyifle dostlar arasında ORFEUS’ta 4 gün. Derin mavi... Gönlüm sende, kavuşmamıza kaldı (365 gün)
1 AĞUSTOS Gündem 2 satır dilekçe yazıp ayrılmalı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, “Bu ülkede terör bizim iktidardan çekilmemizle bitiyorsa, biz çekiliriz” sözüne Kahramanmaraş'tan yanıt vererek, “İki satırlık bir dilekçe yazıp ayrılmalıdır” dedi.
EYLÜL
Okul telaşı...Delik artık kocaman, nasıl kapanacak şüphelerim vardı sağolsun Evren destek verdi!
Saroz bu bayramda da bizimle, ayrıca misafir gittiğim eve bir de misafir taşıdım yanımda. Ama bu misafire herkes vurgun...Yeni bir öğreti, başkalarının malına sahip olmak mümkün değildir, sonunda üzülürsün.
En hayırlısı temennisiyle sağ ayakla girdim uçağa...Ama önce bu en imkansız günde sabahın ilk saatinde düzgün bir vatandaş gibi Referandum için oyumu verip gittim. Çıktım bu yola, yüreğimde başarma hissi yanında borçlarımı kapatabilme sevinciyle.
Yeni ve uzak ofis arkadaşlarımla bir dördüncü kat kahvesi içemeyeceğim HOME OFİS’ime taşındım.
İnsan eski dostlarını senelerce görmesede onlar gündüz gökyüzünde olan yıldızdırlar. Fark etmek gerek.
Değişimin gücünü yerinde gördüm.Herkesin yapmaktan korktuğunu yapan kadınla akşam balkonda yemek yedim.
Oruç; 29 saat kendinle başbaşa bir konuşma.
Mermer Bahçesinde bu sefer hepimiz birlikteyiz.
Yardımcı kadın 3 hafta senelik izne giderse, iş kadını evde neler yapması gerektiğini hatırlar mı?
İlk iş toplantısı ve ilk hayal kırıklığı ama cabuk toparladım.
HAMİŞ ÇEKİM’ine destek ve eğlence...Çeken keyifli, çekilen mutlu bende çöpçatan hepsinden mutlu
Açık Hava sinema keyfi...Eski dostlar ve yeni dostlar birarada, film harika.Oğlanlar mest.
12 EYLÜL Gündemi Tablo değişmedi
Türkiye referandum sonuçlarını merakla izlerken Türkiye genelindeki "evet-hayır" oylarının haritası 2009 yerel seçimlerinde ortaya çıkan harita ile büyük benzerlik gösteriyor.
EKİM
Sağlık sigortası, Ev sigortası, Okul servisi, Kitaplar, Üniforma, Araba sigortası, Bireysel emeklilik sigortası, yeni bir bebek vs,vs,vs hayatımıza eklenenler.
Taluş hayatımıza eklendi, uzaktan teyze halindeyim...
Oğlum Tenis’te akademiye seçildi. Babasının en çok istediği şeyi gerçekleştirmek adına adım adım...
FENOMEN 10.10.2010
Sınav haftası ev bir kabusa nasıl dönüşür. 10 adımda sınav haftası nasıl atlatılır. Annelere sınav kaygısı yatıştırma seminerleri 1.bölüm, uygulamalı 10 ders.
Gene Bayram, aslında bana hergün öyle ama neyse. Aldım OSCAR’ımı dizimin dibine 4 gün 4 gece dipdibe. AŞIK OLDUM kimse bilmiyor!
Bir Cumhuriyet Bayram’ı daha anarak ve düşünerek, geçmişi ve farkı anlamaya çalışarak ve nasıl bu hale geldiğimizi bilip söyleyememenin sıkıntısıyla.
1 EKİM Gündemi Ölümüne resmen soruşturma
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili basında yer alan haberler üzerine resen soruşturma başlattı. 29 EKİM Gündemi Kendisi katılmıyor vekilleri gönderiyor
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çankaya Köşkü'nde bugün verilecek Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna katılmayacağını açıklarken askerlerin ve milletvekillerinin gitmesi gerektiğini söyledi.
KASIM
Yeni şeyler öğrenmek güzel ama başağrısı yapıyor.
Delikte hafifleme...
Yemek yemekten sıkıldım.Ama gene de hayatımda en keyif alarak yaptığımın O olduğuna eminim. Daha keyif alınacaklar listesi yapmalıyım.
Hayallerinin peşinden git Limmud gene harikaydı.
Sunay Akın - “ Bakmak ve Görmek” dedi. Kıble’ye dönülmesi acaba Kybele’ye dönmekten geliyor olabilir mi? Işık dediğin karanlığı hedef almalı aydınlığı değil.
Sarah Sebi - Facebook bukadar popülerse bir notla 100kişiden fazla insanın kalbine dokunduğundandır. Var olanın değerini bil. Zamanın geldiğini evren belli eder.
Yankı Yazgan - Bazı şeyler kontrol edilemez. Toplum psikolojisi denen şey bazen insana yanlış yaptırır. Duvarlarınızın yüksekliğine dikkat edin. Sıkıntı ilerlemeye yardımcı olur, Acılar kurtulma duygusunu artırır.
Beti Hayim - Ebeveyn beklentisi yükseğiz bu doğrudur. Aile repütasyonu korunmalı. Aşırı korumacı anneleriz.
Zülfü Livaneli - Bütün sonu ......İST’le biten kelimeler karşıyım, HÜMANİST hariç.
BODY WORLD’s görülesi. İnsanın aklını başından alıyor, yaradanın kudreti ortaya çıkıyor ve İnsan denen mahlukatın mükemmeliğini kendisinin elleriyle bozduğu gerçeği yüzüne çarpıyor.
Hiç planlanmadan yapılan güneşli bir bayram havasında Eskişehir kaçamağı. Herkese iyi geldi. Katılanlar memnun, en güzeli de uzun zaman konuşmuş olduğumuz şeyi gerçekleştirmenin zafer sarhoşluğu. İnsan istesin...
Farkında olmak için Bilinç, Bilinçli olmak için farkında olmak... Eski dostlar hep ordalar ama kafalar aynımı?
20 KASIM Gündem, Türkiye'nin ilk kadın emniyet müdürü öldü
Türkiye'nin ilk kadın emniyet müdürü Şerife Feriha Sanerk, 87 yaşında Antalya'da kızının evinde televizyon izlerken yaşama veda etti. Sanerk'in cenazesi yarın toprağa verilecek.
ARALIK
Plansız planlar yapmaya alışıyorum.
Yemeğin yerine hayatıma katacakları arıyorum.
Kompleksli insanları kendimden uzak tutmaya çalışıyorum.
Bunun üstüne grupanyada ruhuma HAMAM keyfi satın alınır , plan yapmayacak diyen ben herkesi ayartır bir dolu insan içinde plan yapan bn keyifli vs YORGUN.
3ARALIK CANIM BENİM bedenin yoktu aramızda ama ruhun bizimleydin. Sözün bittiği yerdeyiz. Ölümün manasız olduğunu hepimize öğrettin. Zamansız gidişin ailen, oğulların ve seni seven dostlarınla gene anıldı. Travmanın izleri hepimizi yaralıyor ama yürüyoruz. Seneye seni başka şekilde anma kararı aldık bekle bizi... Kitabımın 2 sayfasını basıp orataya koyma cesareti. Yeni sende bitirme sözü.
Oğlum facebookta ilişkisi var yazmış
Açıköğretim harcını yatır ve artık ver şu 4 dersi. Hukuk, Felsefe, İktisat, Çağsaş Türk Edebiyatı.
Bir can daha gitti.
Yorgunum ve bedenen değil zihnen.Acilen çözüm istedim ve önce Galata Moda ve geçen senemi rahat geçirmeme destek olanlarla akşam yemeği keyfi ardındanda Tuluyhan Uğurlu Kapalıçarşı, gene son dakika zaferi sarhoşluğu.Annem-Babam sağolsun, getir götür kabusuma çare oldular.
Or_Group , hayatımın beyin fırtınası. Artık hayatımda aktif olamıyorsun ama olsun, kazandırdığın dostlukların yeter. Hepimiz yılbaşı sofrasındaydık.
AİLECE YILBAŞI SOFRASI...
Herkese yılbaşı tebriği atmak gerek, kimseyi unutmamak için not almak gerek, tik atmak lazım.
Sevdiklerime hediye alma telaşı.
Yeni sene için blog yazısı hazırlama telaşı...
Dostumla kahve molası, hediye değiş tokuşu... Notta yazan Dostlar için şükretmek, sağlığın için dua etmek, birde hayatı paylaşmak lazım...
FINAL SAHNE! Dostlarla yılbaşı masası Cafe Nunyo Alkent, bir zoru daha başarmalıyım...
17 Aralık Gündemi - İsrail Havayolları'nın Türkiye müdürünün sır ölümü İsrail Havayolu El AL’ın Türkiye Genel Müdürü Moshe Cohen, Belgrad Ormanı’nda otomobilinin içinde ölü bulundu.
İşte böyle geçti 365 gün. Oyunumda yer alan, Evren, Zihin, Ego ve Bendenize teşekkürlerimle. İyi bir oyun sergilediniz. Repliklerin unutulduğu veya üst üst gereksiz yere tekrarlandığı görülmsine rağmen katkıda bulunanlarla birlik güzel bir oyundu diyebilirim.
Yeni senede fark ettim ki 3 tane istideğim şeyi gerçekleştirmişim.
Sıra bu seneki dilek ve temmenilerde. Bu sene kendime 4 şey yazdım.Geçen seneye göre biraz daha zor uygulanması ama güçlükler aşmak içindir.
Beni 365 gündür okuyan ve yorum yapan herkese sonsuz teşekkürler.Oyunuma katkınız sonsuzdur. Ümidim yeni senede de katkılarınızı alabilmek.
YENİ YAZILARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...
KENDİMİ İFADE ETME YÖNTEMLERİME BİR YENİSİNİ EKLEDİM, GELİŞİMİME YARDIMCI OLAN HERKESE DİYECEĞİM O Kİ "HOŞGELDİNİZ!!!!"
1 Ocak 2011 Cumartesi
17 Aralık 2010 Cuma
Bir CAN daha gitti!
Bir CAN daha gitti bu dünyadan geride gözü yaşlı bir kadın, bir eş, bir ana, bir evlat bıraktı.
Bundan tam 9 yıl önce bir Mayıs akşamının hafif serinliğinde yaz telaşından yeni dönmüş sersem halimle almıştım böylesine acı haberi. Çığlık boğazımda tıkanmış, yavrularımının önünde ağlamamak adına kendimi balkona atıp isyankar sözcüklerle Neden! Nasıl yaptın bunu ! Mümkün değil sen yapmazsın! diye ağlamıştım.
Yanımda beni saran kollarıyla eşim vardı o anda. Anlayan, beni kollayan ve benim varlığımdan mutlu olan.
O olayı hazmetmemiz çok zaman aldı ve bugün hala bu nasıl oldu diye zaman zaman durup düşünür ve hala inananamam bunu kendine, ailesine ve biz onu sevenlere nasıl yapabildiğini.
Çok sorgulamıştım, bir insana ne olursa hayatının varlığı ona bir tehdid oluşturabilir ve ondan kurtulma ihtiyacı içinde olabilir diye. Bu tarz bir çok hayat hikayeleri okudum ve çoğunun ortak noktası bunu yapmaya eğilimi olan insanların hayatla baş edemeyen, kendilerini zavallı olarak görmeye tahammül edemeyecek kadar kendilerini mükemmel gören karakterler olduğunda fikir birliğine vardım.Oda öyleydi...
Zaman geçti o olaydan tam 5 sene sonra, bir hücre bedende, o bedeni yok etmek için doğdu ve tüm diğer hücrelerinde onun gibi düşünmelerini sağladı. Beden onunla savaştıkça, hücre hamle değiştirdi, oyunu daha zorlaştırdı ve her seferinde onu yenmeyi başardı. Bir gün, diğer tüm hücreler varlıklarının o bedeni tehdit ettiğini görüp kendilerinden kurtulmaya karar verdi. Tek yaptıkları sunulan her olumlu şeyi redetmek oldu çünkü ancak bu şekilde o bedeni huzura kavuşturabileceklerdi. 27 aylık savaştan sonra hepsi bir anda şalteri indirdi ve derin karanlıkta bıraktı bedeni.
O anda artık beni kollayacak, saracak ve varlığımdan mutlu olacak kimse kalmamıştı yanımda...
Ve bu gün saat 14.00 sularında gene bir başka CAN bu dünyadan aynı sebepten ayrıldı, geride neden sorularını bırakarak ve nedenlerle anlaşılamayacak soruları bir başka bedene yükleyerek gitti buralardan. Tan_ının varlığından uzaklaştı, kendi doğrularıyla hareket etti ve bu sonucu kendine yakıştırdı.
Göçüp gidenler, sizin bir aileniz, ananız-babanız, eşiniz, dostunuz seveniniz vardı. Neden paylaşmadınız, neden bir bilene danışmadınız, neden kendinizi kurtaramayacak kadar derine yüzdünüz. Neden bizi böyle mutsuz bıraktınız geride.
Kızgınım ama anlamaya çalışmaktanda yorgunum. Onlar bu yolu seçti, bize ise güçlü olup yola devam etmek düşer.
Hepimize kolay gelsin...
Bundan tam 9 yıl önce bir Mayıs akşamının hafif serinliğinde yaz telaşından yeni dönmüş sersem halimle almıştım böylesine acı haberi. Çığlık boğazımda tıkanmış, yavrularımının önünde ağlamamak adına kendimi balkona atıp isyankar sözcüklerle Neden! Nasıl yaptın bunu ! Mümkün değil sen yapmazsın! diye ağlamıştım.
Yanımda beni saran kollarıyla eşim vardı o anda. Anlayan, beni kollayan ve benim varlığımdan mutlu olan.
O olayı hazmetmemiz çok zaman aldı ve bugün hala bu nasıl oldu diye zaman zaman durup düşünür ve hala inananamam bunu kendine, ailesine ve biz onu sevenlere nasıl yapabildiğini.
Çok sorgulamıştım, bir insana ne olursa hayatının varlığı ona bir tehdid oluşturabilir ve ondan kurtulma ihtiyacı içinde olabilir diye. Bu tarz bir çok hayat hikayeleri okudum ve çoğunun ortak noktası bunu yapmaya eğilimi olan insanların hayatla baş edemeyen, kendilerini zavallı olarak görmeye tahammül edemeyecek kadar kendilerini mükemmel gören karakterler olduğunda fikir birliğine vardım.Oda öyleydi...
Zaman geçti o olaydan tam 5 sene sonra, bir hücre bedende, o bedeni yok etmek için doğdu ve tüm diğer hücrelerinde onun gibi düşünmelerini sağladı. Beden onunla savaştıkça, hücre hamle değiştirdi, oyunu daha zorlaştırdı ve her seferinde onu yenmeyi başardı. Bir gün, diğer tüm hücreler varlıklarının o bedeni tehdit ettiğini görüp kendilerinden kurtulmaya karar verdi. Tek yaptıkları sunulan her olumlu şeyi redetmek oldu çünkü ancak bu şekilde o bedeni huzura kavuşturabileceklerdi. 27 aylık savaştan sonra hepsi bir anda şalteri indirdi ve derin karanlıkta bıraktı bedeni.
O anda artık beni kollayacak, saracak ve varlığımdan mutlu olacak kimse kalmamıştı yanımda...
Ve bu gün saat 14.00 sularında gene bir başka CAN bu dünyadan aynı sebepten ayrıldı, geride neden sorularını bırakarak ve nedenlerle anlaşılamayacak soruları bir başka bedene yükleyerek gitti buralardan. Tan_ının varlığından uzaklaştı, kendi doğrularıyla hareket etti ve bu sonucu kendine yakıştırdı.
Göçüp gidenler, sizin bir aileniz, ananız-babanız, eşiniz, dostunuz seveniniz vardı. Neden paylaşmadınız, neden bir bilene danışmadınız, neden kendinizi kurtaramayacak kadar derine yüzdünüz. Neden bizi böyle mutsuz bıraktınız geride.
Kızgınım ama anlamaya çalışmaktanda yorgunum. Onlar bu yolu seçti, bize ise güçlü olup yola devam etmek düşer.
Hepimize kolay gelsin...
2.KALİTE
Bu sefer seçtiğim konu biraz psikolojik oldu. İnsan zaman içinde gelişen tek hayvan, farkı düşünmesi ve düşündüklerini tecrübe edip kendini düzeltmesidir. İnsan eli değen dut yaprağı ipek olmuş ama sonra tutmuş sandalye için onu kesip kullanmış, yetmemiş yakmış ısınmış, küllerini toprağa sermiş üstüne dut ağacı ekmiş.
Bu yoğun iş haftasında çok fazla bu türle karşı karşıya kaldım. İçimden bu konuyla ilgili birşeyler yazmalıyım dedim .Baktım bu türün içinde birçok 2.Kalite bulunmakta. Ağacı kesip sandalye yapanlardan.. Onların ruhumda açtığı delikleri kapamak içinde tek yol olan yazmayı seçtim. Fazlaca dolmuşum yılbaşı yazısından önce şu kızgın ruhumu dindireyim diye başladım tuşlamaya.
Konum da kompleks olsun istedim.İlişkilerimizde bazen birini tanımlarken, "....ama da komplekli" veya "burnu çok havalarda, kimseyi görmüyor..." dediğimiz olmuştur.
Araştırdım, en sık görülen kompleks, aşşağılık kompleksiymiş.
Neden bu duyguyu hisseder bir insan? eğer kendine olan güveni yoksa.
Neden bir insan güvensiz olur peki? Çocukluk dönemi kötü geçmişse.
Etrfaındaki herkes onu hep eleştirip, aşşağılamışsa, başkalarının çocuklarıyla mukayase etmişse, bu çocuk komplekse aday bir çocuktur.Veya aile içerisinde sürekli kavga, problem yaşanıyorsa; çocuğun temel ihtiyaçları dahi zamanında karşılanmıyor ve talepleri hep baskılanıyorsa; anne babası ayrılmış veya üvey evlat konumundaysa, başkasının yanında"evlatlık" şeklinde bir statüdeyse bu çocuk ve gençlerde aşşağlık kompleksi gelişme riski vardır. Yani işin özeti sevilmeyen çocukta aşağılık hissi oluşur.
Aşşağılık kompleksine sahip kimseler bu durumu gizlemek adına gereğinden fazla özgüvenli görünürler ,en tipik özellikleri eleştirilmeye olan tahammülsüzlükleri ve otokontrollerini çok çabuk kaybedebiliyor oluşlarıdır.
Bu kimse yanlızca başkalArından bir şeyler almaya, onları şu veya bu şekilde bir şeylerden yoksun bırakmaya ve rahatsız etmeye çalışacaktır. Kendi hareketlerinden ötürü başka bir insanın acı çekmesinden de duygulanmayacaktır. Hatta haset öyle bir dereceye varabilecektir ki, bir insan başkalarının acısından zevk duyar hale bile gelebilecektir.
Bünyesinde aşşağılık kompleksi barındıran kişiler her fırsatta kendini ispat etme, kanıtlama, beğendirme çabası içindedir. Üstünlük kurmaya çalışarak yetersizliklerini örtmeye çalışırlar.
Bu kişileri hayatınızda hemen farkedebilirsiniz, belirtileri arasInda;
* Kendisini daha iyi hissetmek için karşısındakine hakaret etmek,
* Eleştirip durmak, bir şeyi beğenmemek,
* Genel bir memnuniyetsiz hali yaratmaktır.
Böyle davranmasının sebebi ise karşındakinin potansiyel gücünden (mesela onun kalbini kıracak gücü gibi) korktuğundan, ve kendini daha düşük bir yaşam formu olarak görmesindendir.
Peki bu kişide aşşağılık değilde büyüklük kompleksi varsa...
Büyüklük kompleksinde de temelde kişinin kendisinden kaçış ve beğenmeyişi vardır. Kişi kendisinden rahatsızdır ve bastırmak için kendisini olmak istediği şekilde görür ve çevresine "bu konumdan seslenir". Çok konuşabilir, yalanlar söyleyebilir.
Tüm Benmerkezci şahsiyetlerde vicdan duygusu gelişmemiştir, acımasızdırlar ve sadistik kişilik özelliği gösterirler. Hepsinde aynı ego sorunları vardır. İki eleştirince egoları düşer, iki iltifata gelemezler hemen egoları tavan yapıverir. Sürekli kendilerine belirli bir ölçüde saygı gösterilmesini isterler. Alıngan olurlar. Eksikliklerinin ön plana çıkmasından hiç hoşlanmazlar. Ön plana çıkmasın diye hatta farklı noktalarına dikkati gereğinden fazla çekerler. Sonuç olarak kendilerini olduklarından başka tanıtırlar insanlara. Bu nedenle samimiyetlerinden şüphe edilmesi normaldir.
Friedrich Nietzsche’nin dediği gibi; 'Hiçkimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir.'
Yaşamın her alanında komplekslerle iç içe olabiliriz. Hepimizde bir, belkide birden fazla vardır ama önemli olan bize itici güç sağlayabilmeleri, bizi motive etmeleri ,o zaman 1.Kalite oluruz işte...
Yoksa 2.Kalitelerle dolu dünyada onları temizlemekten yorgun düşer, kendimize vakit ayırıp 1.Kalite olacak erdemlerimizi geliştiremeyiz.
OH!Rahatladım, yazmak keyifli diyorum ya, sebebi var işte...
Bu yoğun iş haftasında çok fazla bu türle karşı karşıya kaldım. İçimden bu konuyla ilgili birşeyler yazmalıyım dedim .Baktım bu türün içinde birçok 2.Kalite bulunmakta. Ağacı kesip sandalye yapanlardan.. Onların ruhumda açtığı delikleri kapamak içinde tek yol olan yazmayı seçtim. Fazlaca dolmuşum yılbaşı yazısından önce şu kızgın ruhumu dindireyim diye başladım tuşlamaya.
Konum da kompleks olsun istedim.İlişkilerimizde bazen birini tanımlarken, "....ama da komplekli" veya "burnu çok havalarda, kimseyi görmüyor..." dediğimiz olmuştur.
Araştırdım, en sık görülen kompleks, aşşağılık kompleksiymiş.
Neden bu duyguyu hisseder bir insan? eğer kendine olan güveni yoksa.
Neden bir insan güvensiz olur peki? Çocukluk dönemi kötü geçmişse.
Etrfaındaki herkes onu hep eleştirip, aşşağılamışsa, başkalarının çocuklarıyla mukayase etmişse, bu çocuk komplekse aday bir çocuktur.Veya aile içerisinde sürekli kavga, problem yaşanıyorsa; çocuğun temel ihtiyaçları dahi zamanında karşılanmıyor ve talepleri hep baskılanıyorsa; anne babası ayrılmış veya üvey evlat konumundaysa, başkasının yanında"evlatlık" şeklinde bir statüdeyse bu çocuk ve gençlerde aşşağlık kompleksi gelişme riski vardır. Yani işin özeti sevilmeyen çocukta aşağılık hissi oluşur.
Aşşağılık kompleksine sahip kimseler bu durumu gizlemek adına gereğinden fazla özgüvenli görünürler ,en tipik özellikleri eleştirilmeye olan tahammülsüzlükleri ve otokontrollerini çok çabuk kaybedebiliyor oluşlarıdır.
Bu kimse yanlızca başkalArından bir şeyler almaya, onları şu veya bu şekilde bir şeylerden yoksun bırakmaya ve rahatsız etmeye çalışacaktır. Kendi hareketlerinden ötürü başka bir insanın acı çekmesinden de duygulanmayacaktır. Hatta haset öyle bir dereceye varabilecektir ki, bir insan başkalarının acısından zevk duyar hale bile gelebilecektir.
Bünyesinde aşşağılık kompleksi barındıran kişiler her fırsatta kendini ispat etme, kanıtlama, beğendirme çabası içindedir. Üstünlük kurmaya çalışarak yetersizliklerini örtmeye çalışırlar.
Bu kişileri hayatınızda hemen farkedebilirsiniz, belirtileri arasInda;
* Kendisini daha iyi hissetmek için karşısındakine hakaret etmek,
* Eleştirip durmak, bir şeyi beğenmemek,
* Genel bir memnuniyetsiz hali yaratmaktır.
Böyle davranmasının sebebi ise karşındakinin potansiyel gücünden (mesela onun kalbini kıracak gücü gibi) korktuğundan, ve kendini daha düşük bir yaşam formu olarak görmesindendir.
Peki bu kişide aşşağılık değilde büyüklük kompleksi varsa...
Büyüklük kompleksinde de temelde kişinin kendisinden kaçış ve beğenmeyişi vardır. Kişi kendisinden rahatsızdır ve bastırmak için kendisini olmak istediği şekilde görür ve çevresine "bu konumdan seslenir". Çok konuşabilir, yalanlar söyleyebilir.
Tüm Benmerkezci şahsiyetlerde vicdan duygusu gelişmemiştir, acımasızdırlar ve sadistik kişilik özelliği gösterirler. Hepsinde aynı ego sorunları vardır. İki eleştirince egoları düşer, iki iltifata gelemezler hemen egoları tavan yapıverir. Sürekli kendilerine belirli bir ölçüde saygı gösterilmesini isterler. Alıngan olurlar. Eksikliklerinin ön plana çıkmasından hiç hoşlanmazlar. Ön plana çıkmasın diye hatta farklı noktalarına dikkati gereğinden fazla çekerler. Sonuç olarak kendilerini olduklarından başka tanıtırlar insanlara. Bu nedenle samimiyetlerinden şüphe edilmesi normaldir.
Friedrich Nietzsche’nin dediği gibi; 'Hiçkimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir.'
Yaşamın her alanında komplekslerle iç içe olabiliriz. Hepimizde bir, belkide birden fazla vardır ama önemli olan bize itici güç sağlayabilmeleri, bizi motive etmeleri ,o zaman 1.Kalite oluruz işte...
Yoksa 2.Kalitelerle dolu dünyada onları temizlemekten yorgun düşer, kendimize vakit ayırıp 1.Kalite olacak erdemlerimizi geliştiremeyiz.
OH!Rahatladım, yazmak keyifli diyorum ya, sebebi var işte...
11 Kasım 2010 Perşembe
UNDO!
Bu gün 2.senemiz.
Ne garip bir his, 2 senedir O yok ve biz, herşey aynen duruyoruz, gelişiyoruz, ilerliyoruz.
Ne garip O’nun yokluğunda hayatın devam etmesini seyretmek, ne garip hala O varmış gibi yaşamak, konuşmak ama dokunamamak.
Bu yazı konusu aklımdaydı, başka şeylere mal edecektim ama nedense bir türlü yayına sokamadım, tesadüf olmadığına göre bugünü beklermiş bu konu.
Bilgisayarda olan ve hayata adapte edilemeyen bir tuş. Yaptığını geri alma özgürlüğü, yazdığını silebilme ve üstünde oynama yapabilme keyfi. Ne güzel olurdu bu tuş hayatımızda gerçekten var olabilseydi. Ruhum güzel olurdu diyor ama diğer taraftan zihnim koca bir hayır diyor.
Sıkıştım arada.
Neden iyi oluru önce tarttım ve bakın neler çıktı karşıma;
13 yaşında genç bir kız, bu hayattan kurtulma fikrine kapılıp terk etti bu dünyayı.Buna undo tabiiki.
Minnacık bir yavru, annesinin , babasının bir tanesi, nar tanesi.Kötü bir hastalık aldı onu onların sıcacık kucağından geriye gözyaşı ve çaresizlik bırakarak. Buna undo tabiiki.
Bir ev dolusu insan gözü yaşlı, inanmıyor o mahallenin en iyi niyetli insanının bir anda karanlığa göçüşüne, hepimiz ağlıyoruz ama geri getirmek mümkün değil. Bir undo daha.
Genç, akıllı hepimizi kılı kırk yararak sorguya çeken heybetli adam, neden seçtin bu gidişi, neden hiç birimizin koluna sarılıp bırakmayın beni demedin, şimdi o uzakta ve buna undo istiyorum.
Kimi gidişler benim ailem içinde, kimi değil ama hepsi benim tanıdığım sevdiklerim.Ama öyle biri var ki buna UNDO şart.
AŞKIM, en çok çocuklarım , annen baban ve benim adıma şiddetle UNDO istiyorum. Hemde seninle dolu bu yeni günün sabahında...Kalmadık mı yeterince ayrı, bulamazmı biri bu tuşun yerini...
Birden hayır diyen zihnim isyanlarda, sen ne dersin, ne arzularsın bilemezsin der gibi bana hayretle bakıyor. Şaşkınım, nasıl yani der gibi...
Neden UNDO olmasın istersin, istemezmisin tüm sevdiklerin, tüm kaçırdığın şanslar tekrar geri dönsün, yeniden en keyifli halleri yaşayasın.
HAYIR dedi gene ısrarla.Peki bir dinleyelim o zaman neden bu kadar şiddetle hayır bu tuşun varlığına.
1.sebep herşey yaşandı ve bitti, bunu kabul edersek huzurlu yaşayabiliriz,aksi takdirde hep geçene bağlı bir hayat ileriyi görmeni engeller.
2.sebep geri getirme tuşun olunca stresler, çırpınmalar, dertler, sıkıntılar önce güzel olarak yeniden başlayacak, sonunu bildiğin bir hikayeyi sana tekrar yaşatacak, daha çok kalp ağrısı sana.
3. ve bence en önemlisi zaman geriye döndüğünde sen o zamanı yaşayan biri olarak aynı insan olarak kalmadığını farkedip başka UNDO ihtiyaçları içinde olacaksın ki bu senin sonun olur.
Şaşırmıştım, hayırı savunan zihnimin bir oyunu mu bu bana diye de tekrar tekrar ruhumdaki ağırlığını kontrol ettim ve haklı buldum zihnimi. Doğru, undo bana o anı geri getirebilir ama o anla yeniden yaşama seçeneğimi seçmeme hakkımıda doğuracağından bu tuşun olmaması bir tesadüf olmamalı.
Sizlerde bakın hayatınıza, ne kadar çok UNDO yapmak isteyeceğiniz şeyler vardır, acaba gerçekten UNDO yapmak istermiydiniz....
Ne garip bir his, 2 senedir O yok ve biz, herşey aynen duruyoruz, gelişiyoruz, ilerliyoruz.
Ne garip O’nun yokluğunda hayatın devam etmesini seyretmek, ne garip hala O varmış gibi yaşamak, konuşmak ama dokunamamak.
Bu yazı konusu aklımdaydı, başka şeylere mal edecektim ama nedense bir türlü yayına sokamadım, tesadüf olmadığına göre bugünü beklermiş bu konu.
Bilgisayarda olan ve hayata adapte edilemeyen bir tuş. Yaptığını geri alma özgürlüğü, yazdığını silebilme ve üstünde oynama yapabilme keyfi. Ne güzel olurdu bu tuş hayatımızda gerçekten var olabilseydi. Ruhum güzel olurdu diyor ama diğer taraftan zihnim koca bir hayır diyor.
Sıkıştım arada.
Neden iyi oluru önce tarttım ve bakın neler çıktı karşıma;
13 yaşında genç bir kız, bu hayattan kurtulma fikrine kapılıp terk etti bu dünyayı.Buna undo tabiiki.
Minnacık bir yavru, annesinin , babasının bir tanesi, nar tanesi.Kötü bir hastalık aldı onu onların sıcacık kucağından geriye gözyaşı ve çaresizlik bırakarak. Buna undo tabiiki.
Bir ev dolusu insan gözü yaşlı, inanmıyor o mahallenin en iyi niyetli insanının bir anda karanlığa göçüşüne, hepimiz ağlıyoruz ama geri getirmek mümkün değil. Bir undo daha.
Genç, akıllı hepimizi kılı kırk yararak sorguya çeken heybetli adam, neden seçtin bu gidişi, neden hiç birimizin koluna sarılıp bırakmayın beni demedin, şimdi o uzakta ve buna undo istiyorum.
Kimi gidişler benim ailem içinde, kimi değil ama hepsi benim tanıdığım sevdiklerim.Ama öyle biri var ki buna UNDO şart.
AŞKIM, en çok çocuklarım , annen baban ve benim adıma şiddetle UNDO istiyorum. Hemde seninle dolu bu yeni günün sabahında...Kalmadık mı yeterince ayrı, bulamazmı biri bu tuşun yerini...
Birden hayır diyen zihnim isyanlarda, sen ne dersin, ne arzularsın bilemezsin der gibi bana hayretle bakıyor. Şaşkınım, nasıl yani der gibi...
Neden UNDO olmasın istersin, istemezmisin tüm sevdiklerin, tüm kaçırdığın şanslar tekrar geri dönsün, yeniden en keyifli halleri yaşayasın.
HAYIR dedi gene ısrarla.Peki bir dinleyelim o zaman neden bu kadar şiddetle hayır bu tuşun varlığına.
1.sebep herşey yaşandı ve bitti, bunu kabul edersek huzurlu yaşayabiliriz,aksi takdirde hep geçene bağlı bir hayat ileriyi görmeni engeller.
2.sebep geri getirme tuşun olunca stresler, çırpınmalar, dertler, sıkıntılar önce güzel olarak yeniden başlayacak, sonunu bildiğin bir hikayeyi sana tekrar yaşatacak, daha çok kalp ağrısı sana.
3. ve bence en önemlisi zaman geriye döndüğünde sen o zamanı yaşayan biri olarak aynı insan olarak kalmadığını farkedip başka UNDO ihtiyaçları içinde olacaksın ki bu senin sonun olur.
Şaşırmıştım, hayırı savunan zihnimin bir oyunu mu bu bana diye de tekrar tekrar ruhumdaki ağırlığını kontrol ettim ve haklı buldum zihnimi. Doğru, undo bana o anı geri getirebilir ama o anla yeniden yaşama seçeneğimi seçmeme hakkımıda doğuracağından bu tuşun olmaması bir tesadüf olmamalı.
Sizlerde bakın hayatınıza, ne kadar çok UNDO yapmak isteyeceğiniz şeyler vardır, acaba gerçekten UNDO yapmak istermiydiniz....
13 Ekim 2010 Çarşamba
Per Chi!
Bir haber alırsınız keyifle okuduğunuz bir kitabın fimi çevriliyormuş diye. Böyle zamanlarda benim hep içim burkulur, ne de olsa kitap öyle keyifli ve benim hayal gücüm öyle yücedir ki hangi yönetmen onu gerçekten benim algıladığım düzeyde sunabilir.
Bazen yönetmenler şaşırtabiliyor yada görsel güzellik, müzikle birleşince inanılmaz keyif verebiliyor tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz.
![]() |
| Spanish steps March '10 |
Günün ortasında, bağımsız çalışma kurallarıma uygun olarak, dün 22'de eve gelince kendime verdiğim ödül bu oldu; hele yarın da geç saatlere kadar kalacağım düşünülürse.
Kitap çok etkileyiciydi. Benim için en etkili bölüm tabii ki İtalya idi ve filmde de bence aynen öyle oldu.
Neden İtalya bu kadar etkileyebiliyor insanı.
Sevdiğim bir dostum demişti Ta-rı eğer 10 yetenek verdiyse insanlığa, bunun 9 tanesi Made in Italy.
Yemek, tarih, lisanin müzikalitesi, aile birliği yasası, yakışıklı erkekler, AŞK, SEX, AYAKKABI, moda, araba....daha ne ister insan hayattan.
Filmi izlerken de kitaptaki gibi en etkilendigim an, Liz'in hayat boyu yanında biri ile beraber yaşama halini şiddetle değiştirme isteğiydi.
Her ne kadar italya'da zorlandıysa da Bali'ye kadar yalnızlığını sürdürdü. Hatta Bali'de bile son ana kadar.
Etkilendim çünkü isteğim dışıda olsa bulunduğum andaki durumum bu . Kendimi bulma yolculuğum.
Benim dövme yaptırmam bu dönemin başlangıcı idi. Şimdi daha net görebiliyorum, zor olsada insan bazı dönemleri yalnız geçirmeli çünkü ancak o zaman kendisini tanıma şansı elde ediyor.
Yıkım dönüşüme giden yoldur dedi Ketut!
Bu yol kolay değil ama yola çıkmakta cesaret ister. Dükkanda gördüğün ipek geceliğe sadece kendinin dokunacağını bilerek almak, en güzel şarabı sadece kendin için içmek ve güneşin doğuşunu ruhun için yalnız seyretmek cesaret ister yanında gözyaşı bazen çerez olabilir.Düşünceler kafamda dolanıyor ve gene takılıyor gerçeğin kurduğu ağa; Acaba insan düşüncelerinide kıyafetlerini seçer gibi seçebilir mi?
Sanırım cevap evet, Yalnız başına olmayı ürkütücü değil de geliştirici bir eylem ve kısa süreli bir uygulama olarak seçme konusunda film beni oldukça cesaretlendirdi ve bir anda kendimi tam 15 ay öncesinde bir iş görüşmesindeki soruyu cevaplarken buluverdim.
"Yurtdışına seyahat engelin var mı? ve yurtdışında araba kullanabilirmisin?"
İnsan iş görüşmesinde karşısındakini etkilemek adına evet diyebilir ama böyle bir soruya evet demek bunu sizden isteyecekler ve o gün sadece etkileme sanatınız işe yaramayacak demek olduğundan isteyerek ve inanarak bir evet demiştim.
Nitekimde cevabım çok kısa zamanda sık sık olmak üzere gerçek oldu. Kimi için sıkıcı, kimi için ürkütücü olabilecek bu serüven benim için yeni hayat düzenimde kendimi tanımaya eş değer oldu.
Gittiğim her yerin sokaklarında yürüdüm, insanlarını izledim, alışkanlıklarını seyrettim, metrosuna, otobüsüne bindim. Meydanlarının resimlerini çektim, kayboldum, tek başıma güzel bir restorantta yemek yeyip, şarap ısmarladım herşeyden önemlisi o ülkenin bana neler kattığını kendimce not aldım. Yanıma hiç kimseleri yaklaştırmadım. Eski ile anı karşılaştırmadan keyifle otelime dönüp yatıp uyudum. Her seyahatte bunu yeniden tekrarladım.
Artık eskisinden daha yalnız ve daha güçlü olmuştum. Oysa film sonuna kadar, her kadının bir eşe ihtiyacı olduğunu savunuyor. İçinde bulunduğun fırtınanın ortasından kaçıp kurtulmak, arkanda geçmişin izlerini bırakarak bi yolda ilerlemek, ne dersiniz sizce bu iyi bir gelişme mi? Sonunda da baş karakter dengesinin bozulacağını bilsede, bu suya kendini atıverdi. Suyun içi güven ve sevgi dolu olmalı ama nedense karışımda hayal kırıklığı ve gözyaşı da mevcut. Karşısındakine güvenmek gerekiyormuş ancak o zaman doğru bir ilişki kurulabileceğini anlatarak, alt üst olsan bile ne farkeder zaten nerden de biliyorsun altının üstünden iyi olmayacağını diyen Elif Şafağın satırlarını bize hatırlatırcasına...
Öyleyse güvenmek benim için yeni bir yol ve yeni bir deneyim olacak, anlayacağınız herşey kendim için yani PER CHİ.
29 Eylül 2010 Çarşamba
MUTLULUK PAYLAŞINCA GÜZELDİR!
Her sabah aynı rutin. Kalk, yüzünü yıka, dolapta dört dön geceden hazırlamadıysan kıyafetleri, bin bir araca ve düş kör karanlik yollara.Aslında tarifsiz bir mutlulukla dolusundur, ne de olsa binlerce insanın iş bulabilme ümidiyle uyandığı yeni güne sen bir iş sahibi olarak başlamışsındır, hem de kazanç sağladığın bir iş. Onun sayesinde hayatta kalma savaşın zafere ulaşıyordur. Hem gerilir, hem gevşersin. Rutindir her sabah aynı fincan, aynı ekran,aynı insanlar. Tek fark değişen kıyafetlerdir.
Herkes bu şekilde bir yerlerde çalışır ama bazı calışanlar farklıdır. Onlar iş arkadaşlığı kavramını, dostluk çerçevesinde, harici alanda da HARMANLIyabilinlerdir. Kac tanedir, kac kisiye nasip olur, kaç kişi bunu ister!
İnsan iş yerinde elinde olmadan başka bir kişiliğe bürünür. İşi gereği sert olabilir oysa harici ortamda çokta matrak bildiğiniz biridir.
Anlaşılması çok güç olduğunu düşündüğünüz bir iş arkadaşınızın ise son derece hoş sohpet olması mutemeldir.
Büyük şirketler bunu anlamak ve ortaya çıkarmak için bir dizi aktivite uyguluyorlar. Paralel çalışma ortamlarındaki insanların daha yakın olmalarını sağlayacak ortamlar yarattıklarında daha verimli çalışmaların ortaya çıktığını keşfetmiş olacaklar ki organizasyon yapan firma sayısında hayli artış var.
Ben öyle büyük firmalarda çalışma şansına - veya şanssızlığına bilemiyorum - sahip olmadım. Genelde çok ama çok küçük işletmelerde bulundum. Sanırım daha kalabalık ortamlarda çalışınca prosedürler filan beni sıkıyor. Küçük yerlerde çalışınca herkes herkesi tanıyor hemde derin derin tabii ki kişi kendini gerçek yüzü ile tanıtırsa.
Son ayrıldığım yer sanırım iş hayatımdaki en kalabalık ortamlardan biriydi. Ama şanslıydım çünkü iş arkadaşlığımızı harici ortama harmanlayabildik.
İş desteğiyle başlayan yüzeysel ilişki bir baktık ki uzun yollar katetmiş ve çok değerli olmuş. 13 ay gibi kısa bir sürede birbirimiz için bazen güzel bazende eleştirisel sözler sarfettik ama hiç kırıcı olmadık. Çünkü aramızda hırs ve tutku yoktu. Herkes kendi alanında, herkes kendi derdinde.
Bir gün geldi ve ben ortamdan şahsi kararlarımdan dolayı ayrılma yolunu seçtim. Kararı aldığım gün uçak koltuğunda, 31 Aralık 2009 gecesinde verdiğim sözü yineledim.
" Şartlar ne olursa olsun, hayatıma renk katan hiçkimseyi hayatımdan uzaklaştırmayacağım."
Gerçekten olacağından emindim ama bunu kendime ispat etmem gerekiyordu. Hayat düğümleri kendi attığı gibi çözmen için kullanma kılavuzunuda yanında verirmiş.
Fotograf bende bir tutku olmadı yazı yazmak ve kurgulamak kadar ama yazmayı sevdiğimden görüpte etkilendiğim bazı resimler için beynimin kıvrımlarının içinde küçük hikayeler oluşuyor.
Ne çok resim ve ne çok hikayem vardır bilseniz gülersiniz. Genç kızken bir çocuğa aşık olmuştum.O çok güzel resim çekerdi, bende şiir yazardım. Hala saklarım. Birgün bunları birleştirdik ve o gün aldığım haz bugün bu dostlukla bana geri döndürdü zamanı.
Resimlerine küçük hikayeler yazmayı teklif ettiğimde, bundan keyif alacağını söylemişti ,ben kendime bu dostluğun uzun olacağını o evet cevabıyla ispat etmiştim. Sıra ona aynı duyguyu yaşatma zamanı geldiğinde, hayatımda çok değer verdiğim, kız kardeşim sayabileceğim, dünyanın en sabırlı ama bir o kadar da içi fırtınalı bu küçük kızın hayalini gerçekleştirme şansıyla çakıştı.
Biri eşiyle birlikte cesurca bir davranışta bulunup kendine çıktığı meşakatli ve ömür boyu sürecek bir yolu siyah beyaz karelerde yaşatmak isteyen, bir diğeri hayatın anlamına küçücük bir gözden bakan profesyonel ruhlu bir amatör . Bendeniz de bu ikilinin arasını bulan çöpçatan:)
Ortaya çıkan kareler birbirinden muhteşemdi, bir Cumartesi sabahı bu kadar keyifli olabilirdi.
Ancak gün böyle bitmedi. Dostluklar yeni dostlar yaratırmış ve her yeni dost sana senden bir parçayı daha görmen için ayna olurmuş.
Güneşli bir günü geceye kavuşturup bir güzelliğe daha imza attık 20 küsür senelik arkadaşlarımla. Onların varlığı ile daha da bir keyifliydim.
Bir başka keyif te bu ortama çocuklarımında dahil olmasıydı. Benim çocuklarım ilk defa outdoor bir faaliyetinin parçası oldular. İlk defa gece açık havada sinema seyrettiler, ilk defa battaniyeler altında ayı izlediler, ilk defa bu kadar büyük bir ateşe yaklaştılar.
Seçilen filmde bir tesadüf değildi ve iyi bir seçim olduğuna inandığım gerçek bir dram seyrettik.
" IN TO THE WILD "
Genç Christopher McCandless’ın ilham veren gerçek hikayesinden uyarlanan Into the Wild, rahat ve konforlu yaşamını terk ederek Alaska’nın kırsalında hayatının en büyük meydan okumasını gerçekleştirmek ve özgürlüğü yaşamak ve kendi içindeki "Öz insanı " bulmak için yollara düşen, Christopher’ın hikayesini anlatıyor film.
Her birimiz bir başkasının hayatında izler bırakırız yeter ki izler takip edildiğinde uçuruma çıkarmasın bizi.
Bu yazıyı bana yazdıran 2 kişiye; İyi ki hayatımdasınız....Mutluluk paylaşınca güzeldir.
Herkes bu şekilde bir yerlerde çalışır ama bazı calışanlar farklıdır. Onlar iş arkadaşlığı kavramını, dostluk çerçevesinde, harici alanda da HARMANLIyabilinlerdir. Kac tanedir, kac kisiye nasip olur, kaç kişi bunu ister!
İnsan iş yerinde elinde olmadan başka bir kişiliğe bürünür. İşi gereği sert olabilir oysa harici ortamda çokta matrak bildiğiniz biridir.
Anlaşılması çok güç olduğunu düşündüğünüz bir iş arkadaşınızın ise son derece hoş sohpet olması mutemeldir.
Büyük şirketler bunu anlamak ve ortaya çıkarmak için bir dizi aktivite uyguluyorlar. Paralel çalışma ortamlarındaki insanların daha yakın olmalarını sağlayacak ortamlar yarattıklarında daha verimli çalışmaların ortaya çıktığını keşfetmiş olacaklar ki organizasyon yapan firma sayısında hayli artış var.
Ben öyle büyük firmalarda çalışma şansına - veya şanssızlığına bilemiyorum - sahip olmadım. Genelde çok ama çok küçük işletmelerde bulundum. Sanırım daha kalabalık ortamlarda çalışınca prosedürler filan beni sıkıyor. Küçük yerlerde çalışınca herkes herkesi tanıyor hemde derin derin tabii ki kişi kendini gerçek yüzü ile tanıtırsa.
Son ayrıldığım yer sanırım iş hayatımdaki en kalabalık ortamlardan biriydi. Ama şanslıydım çünkü iş arkadaşlığımızı harici ortama harmanlayabildik.
İş desteğiyle başlayan yüzeysel ilişki bir baktık ki uzun yollar katetmiş ve çok değerli olmuş. 13 ay gibi kısa bir sürede birbirimiz için bazen güzel bazende eleştirisel sözler sarfettik ama hiç kırıcı olmadık. Çünkü aramızda hırs ve tutku yoktu. Herkes kendi alanında, herkes kendi derdinde.
Bir gün geldi ve ben ortamdan şahsi kararlarımdan dolayı ayrılma yolunu seçtim. Kararı aldığım gün uçak koltuğunda, 31 Aralık 2009 gecesinde verdiğim sözü yineledim.
" Şartlar ne olursa olsun, hayatıma renk katan hiçkimseyi hayatımdan uzaklaştırmayacağım."
Gerçekten olacağından emindim ama bunu kendime ispat etmem gerekiyordu. Hayat düğümleri kendi attığı gibi çözmen için kullanma kılavuzunuda yanında verirmiş.
Fotograf bende bir tutku olmadı yazı yazmak ve kurgulamak kadar ama yazmayı sevdiğimden görüpte etkilendiğim bazı resimler için beynimin kıvrımlarının içinde küçük hikayeler oluşuyor.
Ne çok resim ve ne çok hikayem vardır bilseniz gülersiniz. Genç kızken bir çocuğa aşık olmuştum.O çok güzel resim çekerdi, bende şiir yazardım. Hala saklarım. Birgün bunları birleştirdik ve o gün aldığım haz bugün bu dostlukla bana geri döndürdü zamanı.
Resimlerine küçük hikayeler yazmayı teklif ettiğimde, bundan keyif alacağını söylemişti ,ben kendime bu dostluğun uzun olacağını o evet cevabıyla ispat etmiştim. Sıra ona aynı duyguyu yaşatma zamanı geldiğinde, hayatımda çok değer verdiğim, kız kardeşim sayabileceğim, dünyanın en sabırlı ama bir o kadar da içi fırtınalı bu küçük kızın hayalini gerçekleştirme şansıyla çakıştı.
Biri eşiyle birlikte cesurca bir davranışta bulunup kendine çıktığı meşakatli ve ömür boyu sürecek bir yolu siyah beyaz karelerde yaşatmak isteyen, bir diğeri hayatın anlamına küçücük bir gözden bakan profesyonel ruhlu bir amatör . Bendeniz de bu ikilinin arasını bulan çöpçatan:)
Ortaya çıkan kareler birbirinden muhteşemdi, bir Cumartesi sabahı bu kadar keyifli olabilirdi.
Ancak gün böyle bitmedi. Dostluklar yeni dostlar yaratırmış ve her yeni dost sana senden bir parçayı daha görmen için ayna olurmuş.
Güneşli bir günü geceye kavuşturup bir güzelliğe daha imza attık 20 küsür senelik arkadaşlarımla. Onların varlığı ile daha da bir keyifliydim.
Bir başka keyif te bu ortama çocuklarımında dahil olmasıydı. Benim çocuklarım ilk defa outdoor bir faaliyetinin parçası oldular. İlk defa gece açık havada sinema seyrettiler, ilk defa battaniyeler altında ayı izlediler, ilk defa bu kadar büyük bir ateşe yaklaştılar.
Seçilen filmde bir tesadüf değildi ve iyi bir seçim olduğuna inandığım gerçek bir dram seyrettik.
" IN TO THE WILD "
Genç Christopher McCandless’ın ilham veren gerçek hikayesinden uyarlanan Into the Wild, rahat ve konforlu yaşamını terk ederek Alaska’nın kırsalında hayatının en büyük meydan okumasını gerçekleştirmek ve özgürlüğü yaşamak ve kendi içindeki "Öz insanı " bulmak için yollara düşen, Christopher’ın hikayesini anlatıyor film.
Aslında hepimiz çoğu kez yaşam tarzımızdan sıkılırız. Betonların arasına sıkışıp kalmış teknolojinin, eğitimin ve paranın birer bağımlısı olarak yaşayıp gideriz.
Değiştiremeyiz sanırım hiçbirimiz Chris kadar cesaretli değiliz. Bütün bunları geride bırakmak üstelik önünde oldukça rahat bir yaşamı olmasına rağmen doğayı ve doğalı seçmek ve insanlardan kaçmak ama tanıştığı her insanda izler bırakmak. (Filmin sonunu söylemeyeceğim hepinize seyretmenizi tavsiye ediyorum.)
Her birimiz bir başkasının hayatında izler bırakırız yeter ki izler takip edildiğinde uçuruma çıkarmasın bizi.
Bu yazıyı bana yazdıran 2 kişiye; İyi ki hayatımdasınız....Mutluluk paylaşınca güzeldir.
![]() |
| Baby on board SOON!!! |
2 Eylül 2010 Perşembe
DERİN MAVİ...
Siz hiç 5gün dar bir alanda, hiç karaya ayak basmadan, su üstünde yaşadınız mı?
Yalnız bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim, buradaki zevk amaçlı bir karaya ayak basmama halidir.Bundan kazanç sağlayanlara kolay gelsin diyorum çünkü bu 5 günde bizi şımartan bir dediğimizi iki etmeyen, başta GÜNAY Kaptan ,AYHAN-her eve lazım - ve aşçımız TUNCAY’a sevgilerimi iletiyorum:)
Cevabınız evetse, bu evrenin şanslı 1%’inin içindesiniz demektir. Çünkü Mavi Yolculuktan nasibinizi almışsınızdır.
Kalabalık, gürültülü, yeme ve sanal eğlenme üstüne yapılanmış full pansiyon tatil köylerine verdiğiniz paraların karşılığından memnun kalmayıp bunu denemişsinizdir. Sözüm Fethiye Hillside’dan dışarı diye de yazmadan edemeyeceğim. Aldığı para ÇOK olsada her kuruşunu her yönden tatmin eden bence tek tatil köyüdür diyebilirim.
Bir insan, bir şeyi şiddetle isterse ve bunu hedeflerse, başarmaması için hiçbir neden olmadığını da ispat etmiş bulunmaktayım. 27 senedir hayal ettiğim deniz üstünde kalma hali, hayal ürünü olmaktan çıkıp
kanlı canlı bir gerçeğe dönüştü. Çıkışımı sabote edecek tüm engellere “İPTAL” tüm şanslara da – reklam olarak Groupama Sigorta - “HOŞGELDİNİZ!” dedikten sonra yoldayım.
Tabii bu kadar gün karayla ilişkiniz kesilirse ve 24mtr içinde komün hayatlar paylaşılırsa, bana yazmak için malzeme çıktı.
Gene ellerim düşünceleri kovalar ve koordinatlar 36 982 N - 27 513 E gösterirken, hava açık, güneş gülümserken, yürek dolu ve huzur halindeyken, rüzgar seni coştururken ve teknoloji harikası BB varken, klavyeden çıkanlar bunlar;
15 kişiyiz! 12 havari yerine 15 havari...

Takibinde olduğumuz mesih ise HUZUR!
En küçüğümüz 10, en büyüğümüzün yaşı hiç önemli değil. Bu dar alanda herkes çocuk, herkes keyifli.
Tura 2 eksikle başladık ama hiçbir şey tesadüf değildir söylemiyle onu ve kendimizi rahatlatmanın ardından geçmiş olsun dileklerimizle yerleştik kamaralara hem de Kim? Hangisi? derdi tasasına düşmeden.
Tuvaletin kapısı var mı?
Rotamız ne?
Çocukları oyalayacak oyun getiren var mı?
Tekne bizi nereden alacak?
Hangi koyları gezeceğiz?
Gibi sorularıma, son gün son dakika bilgi almanın paniğini bastıran ben, kendimi ilk defa bir başkasının planına mükemmel olacağı niyetiyle teslim ettim.
Her grubun bir lideri vardır, kendisi bunu kabul etmese de O herkesi organize eden ve turun en hayrımıza geçmesine niyet eden canim F’ Vitaminim, herşeyi plansız planlayarak, birleşmesi hiçte tesadüf olmayan bu gruba marş aldırdı. Benimde hayalimi gerçeğe dönüştürdü.
Herkes kendi derin mavisiyle burada.
Herkes kendi zihnindeki JAWS’larıyla burada. Her gün bir tane daha suya bırakıldı ve üstüne OH! çekildi derin derin.
Teknenin mükemmel olmasını sağlayan, hepimizin farklı olup ortak güneşimizin “Olumlu Düşünce Üretme” hali olmasıydı.
Biliyorum, bazılarınız gülebilir yada katılmayabilir ama biz 15 kişi en derin mavilerimizi tanıdık bu deniz üstü halimizde. Herbirimizin hayatlarında bastırılmış, üstü özenle örtülmüş derin mavileri , azda olsa – bazılarımız için ÇOK - güneşe doğru itekleyebildik. Aramızda bir deli, bir tetikçi, bir kaç tane de cadı var. Bir de üfürükçü diye dalgaya aldığımız nefes koçumuz, olumlamalara destek veren ve bunu kutusuna 5TL almadan yapan. Ben hariç herkesin katıldığı seanslardan herkes gülen bir yüz ifadesiyle, yeni bir şey keşfedip çıktı. Neden ben yoktum derseniz, bu teknede o derin mavidekilerin beni ele geçirip mutsuz etmesini istemedim. AMA kaçış olmadığını biliyoruz ve bir puro dumanında benimkiler su üstüne çıktı. Anılar geri geldi, beni taa düğün günüme kadar gerilere ve derinlere itti. Şarap kadehimin yardımıyla ve birkaç satır duygu karalamasıyla derinliklerden azda olsa yukarıya itildiler.
Kaç tane Jaws saldık sulara, hayat nasıl daha güzel olabilir, idam gerekli mi? diye tartışarak, arada bir ilişkilerin “tercihlerini” şaşırarak geçirdik 5gün karadan uzakta ıssız, bizleri ağırlayan Bodrum koylarında.
Denizin renginin bu kadar mavi olduğunu, kendimizi suyun arınma gücüyle şeffaf hale getirebildiğimizi, balıkların insanlarla aynı ortamda yaşabildiğini, gülmenin bulaşıcı olduğunu, resim çekmenin anıları tazelediğini yeniden keşfettik.
Kimsenin bozuk yayın yapmadığı zaten yayına sebep verecek hiçbir vericinin de olmadığı mekanımızda, ne bir ilaç, ne bir hastalık, ne de bir arı sokması hali oluşmadan, aşırı sıcaktan kavrulmadan yada kırılan keyif kadehlerinin hiç birinden yaralanmadan noktalı virgülledik.
Ben ilaç taşıdım neme lazım halimden ama gayet iyi biliyordum ki böyle bir ortamda sorunlar bizden uzak çünkü olumlama her şeyin kusursuz olması yönündeydi.
Çünkü 5 günde duyulan tek ses buydu, ekosu da DERİN MAVİDEN
“Gene bekleriz oldu...”
Yalnız bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim, buradaki zevk amaçlı bir karaya ayak basmama halidir.Bundan kazanç sağlayanlara kolay gelsin diyorum çünkü bu 5 günde bizi şımartan bir dediğimizi iki etmeyen, başta GÜNAY Kaptan ,AYHAN-her eve lazım - ve aşçımız TUNCAY’a sevgilerimi iletiyorum:)
Cevabınız evetse, bu evrenin şanslı 1%’inin içindesiniz demektir. Çünkü Mavi Yolculuktan nasibinizi almışsınızdır.
Kalabalık, gürültülü, yeme ve sanal eğlenme üstüne yapılanmış full pansiyon tatil köylerine verdiğiniz paraların karşılığından memnun kalmayıp bunu denemişsinizdir. Sözüm Fethiye Hillside’dan dışarı diye de yazmadan edemeyeceğim. Aldığı para ÇOK olsada her kuruşunu her yönden tatmin eden bence tek tatil köyüdür diyebilirim.
Bir insan, bir şeyi şiddetle isterse ve bunu hedeflerse, başarmaması için hiçbir neden olmadığını da ispat etmiş bulunmaktayım. 27 senedir hayal ettiğim deniz üstünde kalma hali, hayal ürünü olmaktan çıkıp
![]() |
| Yoldayız... |
Tabii bu kadar gün karayla ilişkiniz kesilirse ve 24mtr içinde komün hayatlar paylaşılırsa, bana yazmak için malzeme çıktı.
Gene ellerim düşünceleri kovalar ve koordinatlar 36 982 N - 27 513 E gösterirken, hava açık, güneş gülümserken, yürek dolu ve huzur halindeyken, rüzgar seni coştururken ve teknoloji harikası BB varken, klavyeden çıkanlar bunlar;
15 kişiyiz! 12 havari yerine 15 havari...

Takibinde olduğumuz mesih ise HUZUR!
En küçüğümüz 10, en büyüğümüzün yaşı hiç önemli değil. Bu dar alanda herkes çocuk, herkes keyifli.
Tura 2 eksikle başladık ama hiçbir şey tesadüf değildir söylemiyle onu ve kendimizi rahatlatmanın ardından geçmiş olsun dileklerimizle yerleştik kamaralara hem de Kim? Hangisi? derdi tasasına düşmeden.
Tuvaletin kapısı var mı?
Rotamız ne?
Çocukları oyalayacak oyun getiren var mı?
Tekne bizi nereden alacak?
Hangi koyları gezeceğiz?
Gibi sorularıma, son gün son dakika bilgi almanın paniğini bastıran ben, kendimi ilk defa bir başkasının planına mükemmel olacağı niyetiyle teslim ettim.
Her grubun bir lideri vardır, kendisi bunu kabul etmese de O herkesi organize eden ve turun en hayrımıza geçmesine niyet eden canim F’ Vitaminim, herşeyi plansız planlayarak, birleşmesi hiçte tesadüf olmayan bu gruba marş aldırdı. Benimde hayalimi gerçeğe dönüştürdü.
Herkes kendi derin mavisiyle burada.
Herkes kendi zihnindeki JAWS’larıyla burada. Her gün bir tane daha suya bırakıldı ve üstüne OH! çekildi derin derin.
Teknenin mükemmel olmasını sağlayan, hepimizin farklı olup ortak güneşimizin “Olumlu Düşünce Üretme” hali olmasıydı.
Biliyorum, bazılarınız gülebilir yada katılmayabilir ama biz 15 kişi en derin mavilerimizi tanıdık bu deniz üstü halimizde. Herbirimizin hayatlarında bastırılmış, üstü özenle örtülmüş derin mavileri , azda olsa – bazılarımız için ÇOK - güneşe doğru itekleyebildik. Aramızda bir deli, bir tetikçi, bir kaç tane de cadı var. Bir de üfürükçü diye dalgaya aldığımız nefes koçumuz, olumlamalara destek veren ve bunu kutusuna 5TL almadan yapan. Ben hariç herkesin katıldığı seanslardan herkes gülen bir yüz ifadesiyle, yeni bir şey keşfedip çıktı. Neden ben yoktum derseniz, bu teknede o derin mavidekilerin beni ele geçirip mutsuz etmesini istemedim. AMA kaçış olmadığını biliyoruz ve bir puro dumanında benimkiler su üstüne çıktı. Anılar geri geldi, beni taa düğün günüme kadar gerilere ve derinlere itti. Şarap kadehimin yardımıyla ve birkaç satır duygu karalamasıyla derinliklerden azda olsa yukarıya itildiler.
Kaç tane Jaws saldık sulara, hayat nasıl daha güzel olabilir, idam gerekli mi? diye tartışarak, arada bir ilişkilerin “tercihlerini” şaşırarak geçirdik 5gün karadan uzakta ıssız, bizleri ağırlayan Bodrum koylarında.
Denizin renginin bu kadar mavi olduğunu, kendimizi suyun arınma gücüyle şeffaf hale getirebildiğimizi, balıkların insanlarla aynı ortamda yaşabildiğini, gülmenin bulaşıcı olduğunu, resim çekmenin anıları tazelediğini yeniden keşfettik.
Kimsenin bozuk yayın yapmadığı zaten yayına sebep verecek hiçbir vericinin de olmadığı mekanımızda, ne bir ilaç, ne bir hastalık, ne de bir arı sokması hali oluşmadan, aşırı sıcaktan kavrulmadan yada kırılan keyif kadehlerinin hiç birinden yaralanmadan noktalı virgülledik.
Ben ilaç taşıdım neme lazım halimden ama gayet iyi biliyordum ki böyle bir ortamda sorunlar bizden uzak çünkü olumlama her şeyin kusursuz olması yönündeydi.5 öğün – daha fazla yedik ama yazmaya gerek yok, ara öğünün resmi yanda - yemek yiyip hiç kusmayan – aşçı bizim damak zevkimize çok uygun çıktı;Neden acaba? - , midesi bozulmayan, içip sarhoş haliyle tüm derin mavisindekilerden sıyrılırken ağlamayıp gülen, bol toleranslı, çok kahkahalı ekibimizin adını ben “ HAHAHA” koydum.
Çünkü 5 günde duyulan tek ses buydu, ekosu da DERİN MAVİDEN
“Gene bekleriz oldu...”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















