21 Aralık 2018 Cuma

52 MOTTO



Yeni yıl kapıda...
Yeniye başlamayı kutlama zamanı,:)  oysa değişen ne ki?
Aynı gökyüzü, aynı güneş ve insan icadı olan aynı zaman...




2013 benim ciddi değişimlere kendimi açtığım bir yıldı. 2 Aralık 2013'te kendime şöyle yazmışım;
 “ I still have a long way to go BUT I am already so far from where I used to be AND I am proud of that."
Bu cümleyi sosyal medya sayfamda paylaştıktan sonra neden olmasın deyip, kendimle zor anlar yaşadığımda bir çıkış peşine düştüğümde, çıkışın sadece kendimde olduğunu farkettiğimde başladığım bir etkinlikti Monday Motto.





Her Pazartesi sabahı kendime söylemek istediğim, ileride çıkmazlara girdiğimde okuyup kendimi yukarı çıkaracağım bir slogan bulmaya başladım. Kaydırarak vın diye geçmeyi adet edindiğimiz teknolojik hız döneminde, anlık bakışlara yakalanacak özellikte görsellere, konuyla ilintili bir kaç cümle yazmaya başladım. Like peşinde değil, tersine kendimle anlaşma peşindeydim. Bazen politik olaylar olduğunda etkilenip mottoma ekledim, bazen de sivil toplum kuruluşlarının yaptıklarını yazdım. Mevsimlerin geçişindeki anları, zamanın acımasızlığını, hayatın keyiflerini, bedenimin acılarını, yeni yerlerin heyecanını derken bir de baktım ki 4 senedir her Pazartesi’ye söyleyecek bir sözüm olmuş.

Bunları bir kitap yapayım, dostlara hediye edeyim, diye bir planım varmış, 2015 günlüğümde öyle yazmışım. Bu planımı hayata geçirememişim ama birden bu sene ‘Yeni yıl yazım ne olsun?’ diye düşünürken, hop bir ampul yandı ve neden olmasın, 2018 yılındaki Monday Motto’larımı sıralayayım kitap olmasa da blog yazısı olsun dedim. Hayaller sana gelmezse sen onlara yürümelisin dedim ve başaldım tıklamaya. 
Ve işte 52 fotograf ve 52 Monday Motto’mla bu seneki yıl sonu yazımı gözlerinize, kalplerinize sunuyorum.
Kulaklarınıza da bir şey sunmamı isterseniz tıklayın okurken yanına iyi gider. 








En nefret ettiğim şeydir listeler, insanı sımsıkı bağlar ama sene sonu listelerine bayılırım. Onlar
hesaplaşmadır. Bla bla dediklerimden hangileri bla bla da kalmış, hangilerine yeterince zaman ve çaba harcayıp gerçekleştirmişim onu görürürüm. Muhasebeden nefret etsemde, sene sonu muhasebesi  gerçeklerime ayna tuttuğundan özeldir. Yalansız ve tamamen BEN halimle.

Geçen seneki 10 maddelik listemin 7'sini gerçek kılmışım. Demek ki isteklerine yürüme cesareti gösterene, evrenden daima destek geliyor. 
Bu seneki listemin 1. maddesinde yeni taşındığım ülkenin lisanını öğrenmek var. Toplam 12 maddelik listemin hesaplaşmasıda 365 gün sonraya...

2014 yılındaki ilk Monday Mottom buydu:

The new year 
means nothing 
if you are still
in your confort 
zone.



Aradan geçen 4 sene ve daha geçecek nice seneler için tek gerçek mottomda bu olacaktır. O yüzden bu sene listelerinize confort zone dışında bir madde ekleyin derim.


Keyifle ve güzelliklerle başlasın 2019... 
Mutluluk bir seçimse, neden seçmeyelim ki?
Ha birde uzakta sevdikleriniz varsa yanıbaşınızdayken  çok sarılın onlara...

Ve 52 Monday Motto ile karşınızdayım...
Şarap, kahve, çay ve ya su eşliğinde yavaşça ekranı kaydırın, hepinize keyifli okumalar...



 




1/52
İçimizdeki çocuğu hep mutlu edelim. Hayat keyifli, çok ciddiye almamak lazım.








2/52
If I change my mind will I change my choices? Acaba? Gerçekten mi? Mümkün mü? 
Bu kare bir filmden alındı. Adı What the bleep do we know.
Youtubeda seyredebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=R6G3-Zc9mtM.





3/52
 Let it be, Let it be, speaking words of wisdom, let it be.
Serbest bırakma derslerinin öğrenileceği 2018 hoşgelsin o zaman. I have to believe in my real power and to connect with it. I just have to let it go so everything will appear on my way.












4/52
Ben sadece dünyanın saçma hallerine dil çıkarıyorum. NO CHILD MARRIAGE!










5/52


Suus cuique creptius bene olet. 
Herkesin osuruğu kendine güzel kokar. 
İşte o kadar.
Bu yazı Abdülmecit köşündeydi. Kaç kişi farketti, gördü,okudu, araştırdı. 
Hayata dikkatli bakmak gerek, bazen mesaj verir.




6/52
Tabii ki balkabağı. Çünkü sihir yapmayı biliyoruz. Öyleyse pencere önünde beyaz atlı prens niye?
















7/52
Olduğumuz gibi görünmek iyidir. Bir yalanı sürdürmek, bir dolu yalanı da peşinden getirir. Sen sen ol. Olduğun halin en iyisidir. Kimseyi de dinleme. Dinlersen yalanlarının başladığına tanık olursun.









8/52
 Hayallerimizde kocamanız. Evet unicornlarada bineriz. Evet kanatlarımızda var. Dokunmayın hayallerimize, dokunmayın bedenlerimize... 
SUSMA, DOKUNMA, NO CHILD ABUSE









9/52
 Off bu erkekler kadınları an-la-mı-yor-lar! Neden anlaşılmıyoruz? Neden anlaşılmak derdindeyiz? Vazgeçsek mi?

- Dip not: Bir erkek arkadaşım altına şöyle yorum yazmış: Sanırsam:):):):):):)












10/52
Az okuyoruz. Az dinliyoruz. Az sarılıyoruz. Daha fazlası için iş kadınlara düşer. Bir anne çocuğuna bir kitap verirse her şey değişir.













11/52
Türk kahvemin yanındaki falım der ki: Umudunu kaybetme, istediğin gerçekleşecek. Sadece biraz sabır. İnanmak her şeydir.










12/52
Hayat hep bizden yana inanmak lazım en kötü andayken bile. Bu slayt Sedef Erken’in 
“ Belirsizliğe koşulsuz güvenmek mümkün mü?” adli TEDx konuşmasından alınmıştır. 15dk zaman ayırıp dinleyin derim.










13/52
Olasılıkların içinde görülmeyen bir açı vardır. Bu açının adına MUCİZE denir. Biz de hayatın içinde onca bildiğimizi, deneyimimizi, hatta elimizde bulunan şartları ortaya koyup da ‘Sonuç budur,’ ‘kesinlikle, mutlaka’ dediğimizde oraya yürütürüz kendimizi. Oysa olma olasılığı var evet ama İYİ BENİ BULUR eminliği ile bir kapı açtığımızda, mucize olasalık oradan giriverir. Meltem Güner’in yazısının tamamı Pozitif Dergi’de.








14/52
Vakit tamamdır. “Kalbinin sesini hiç dinlemediyse, hiç yol almamışsın demektir,”dedi Zaki. “Kalp seni yola çıkarandır ama aklın başında değilse bu ancak hikayedir,” dedi Claire. “Şimdi cesaretle aç kapağı ve başla okumaya çünkü ancak okursan her şey gerçek olacak,”dedi Plangam. Cesaret edin siz de yola çıkın onlarla. Çok yakında tüm kitapçılarda demiştim. Bugün her yerden ulaşabilirsiniz. Yılbaşı öncesi yola çıkmakta tereddüt eden bir dostunuza ya da çoktan yola çıkma cesareti gösteren sevdiğinize  harika bir hediye olacaktır.





15/52
The only story that matters is the one that you want to write. Güzel hikayeler yazalım. On the way to Meteora with my bestie Memo.
















16/52
Imagine thats how you create life. Hayalini görmediğiniz hiçbir şeyi başaramazsınız. Hayal kurun ama hayalperest olmayın.




17/52
Yeni deneyimler zihni esnetir.Bağımlı olduğumuz duygularımızın dönüşmesine sebep olur. Yol-A-çık, güzellikler bizi bekliyor. Çaldığım aletin adı Cajon. Deneyin oldukça ilginç ve çalması basit. Kattığı keyif müthiş. Kıpır kıpır. Ben Dimitrios'un Music Medicine etkinliğinde tanıştım. Takip edin güzel etkinlikler yapıyor. https://www.uplifers.com/author/dimitrios/














18/52
 Hiçkimse başarı merdivenlerini elleri ceplerinde çıkmamıştır. Tüm başarılarımda benden desteğini esirgemeyen aileme ve dostlarıma extra thank you. 
Üç Noka... imza gününden sonra.








19/52
7 taşı dizdik üst üste. Şaman geleneğini kadim topraklarda        (Mardin) yerine getirdik. Bereketli bir yıl olsun, bu bahar ektiklerimiz güzel ekinler olarak hayatımıza eklensin. Sözler güçlüdür, dikkat etmek lazım pıt diye oluverirler, dileğinizle kalırsınız. Harika bir haftasonu kaçamağı Sacred7 ile Mordi’nin ( ijo dela bueno ve sevaran las manosJ)50.yaş günü sürprizine eklendik tüm dostlar. Lisa, Rina, Şeli, Aron için bu geziden sonra Anadolu’nun kapıları onlara açıldı. Şimdiden bir sonraki tatilin planları yapılıyor. Bu demek ki gezmek keyifli.









20/52
Üç Nokta... On the air. 
Kitabımın Karnaval radyoda tanıtım günü. 
Kız muahebbetinde akıllı kadın. 
Eski dostluklar her zaman destektir. 
Geveze benim 30 küsür yıllık dostum. Bu gün o da hayellerine yürüyor. Rüya adlı bir parçasına klip yaptı. Tıklayın... https://www.youtube.com/watch?v=rGwlZTFMw0c








21/52
Gökyüzünden nefis bir hediye hoop yakama konmuşsa. Üzerine “ make todaye awesome so tomorrow will be jelous” yazmışsa, Ben dün Göbeklitepe’nin enerjisine bürünmüşsem, ee haliyle bu gün kıskançlıktan catlasın çünkü dün müthiş bir gün yaşattım kendime. Hayat bu işte. Keyif verin kendinize. Hediye Dalia’danJ













22/52
Her gün bir kutlama varken feeling good ama kutlamalar olmadığı zamanda söylemeyi unutmamak lazım. 47.yaş günüm. Tüm dostlarım toplanmış ne büyük zengnlik. Şükür bin şükür. Nurit,Louis, Lisa, Rina, Linet cansınız:)








23/52
Sometimes the universe says “Turn the page,” you have to listen. Nayad bal’ın tasarımı Linet'imin 
hediyesi. 
Evrenin sesini parmağıma taşıdığı için iyi kiJ













24/52
Hayat öyle hızlandı ki ben ilk defa Pazartesi yayına almayı atladım. Evren JUST GO derse tabii ki EVET demek lazım. Geri sayım başladı. Şafak 27, değil mi Rozican?










25/52
Günlükler benim hayatımın vazgeçilmezi. İçi sırlar, sözler sevinçler, acılar,kıskançlıklar, nefretler, ve söylenemeyen cümlelerle dolu. Kendimi kendimle bulduğum gerçek alan. Ne mutlu günlük tutanlara.














26/52
Olanları değiştirme gücümüz yok! Ama dileklerimizin gerçek olmasını umut etmeye devam edebiliriz. Sevgi, barış, anlayış kazansın.













27/52
Hayatınızdaki değerlileri her zaman kalbinize mühürlemeyi ihmal etmeyin.














28/52
Puduhepa der ki: Hayaller önemli. One day to go! Yarın 3 kişilik ailem için büyük gün. Kararımızın evren tarafından onaylandığını bilmek ve 
İYİ BİZİ BULUR demekten keyif duyuyorum.












29/52
Birilerinin ellerini bırakırken birilerininkini tutabiliyor olmanın keyfi paha biçilmez. Tutacak elleriniz bol olsun hayatta.











30/52
Banyomdaki aynalı tablo, her sabah önce gözlerimi gördüğüm sonra yazısını okuduğum... Inanamak şart ve de hayatın hep yanında olduğunu bilmek.










31/52
Karar almak için sadece kendimize güvenmemiz yeterli. Boşvermek lazım bahaneleri, almak lazım sorumluluğu. Sonrasında kim tutar bizi.











32/52
Ah İstanbul ah... Başkasın sen... Olduğun yeri sevmek, olabildiğin yerde mutlu olmak. Adaptasyon= Mutluluk












33/52
 Zor dedikçe zor olan tek şey hayat. Desen bir türlü, demesen bir... Life is simple...











34/52
Sahip olduğumuz her şeye sahibiz. Başka şeyler istersek onlarada sahip olabiliriz. Istemekten korkmamak lazım. Başarınca da tebrik etmek lazım.











35/52
Postadan sürpriz çıkarsa ve kmlerce uzaktan can dostun sana “Follow your Dreams” derse ve sen hayallerinin peşinden çoktan gitmeyi seçmişsen gözlerin dolar, şükür etmez misin? Verda’m canımsın.








36/52
 If you love someone unconditionally for sure he will love you back. Böyle sevgilerle dolu bir ay olsun Eylül. Ne ektiysek onları toplayacağımız güzel bir hasat olsun. Lucy is the daughter of my cousin Shila...











37/52 
5779 yılının ilk gününden bir mondaymottostella. Yakın dediğim ailemden uzak, uzak dediğim akrabalarıma yakın... Sahip olduklarımızla mutlu olduğumuzu anlayabilecek anlar diliyorum. Arayış hiç bitmez.








38/52
Hayatta bilmediğimiz ve bu yüzden korktuğumuz öyle çok şey var ki... Belki de onlar sadece ananas. Bilinmezin içine korkmadan ilerleyeceğimiz bir hafta olsun.














39/52
Sahip olduğumuzu sandıklarımız bizi yüceltmez eğer gökyüzünü görmüyorsak, güneşin ışığını hissetmiyorsak, suyun sesini duymuyorsak. 








40/52
ups and Downs... 
Olacak işte hayat bu. Sen uçmayı unutma yeter ki...
Uçmaktan keyif almayı, inişteyken de çıkmanın elinde olduğunu hatırla. Bazen sert esen rüzgarın acıtabileceğini, bazen de sıcacık güneşle dans edebileceğini unutma.















                                                                                    41/52
Hayatta hangisi gerçek bakınca anlayacağımız bir hafta olsun. Malum bu günlerde ayrım kolay değil.Taklitlerinden sakınmak lazım.










42/52
Gönülden istersen, beklenti yapmazsan, hayat seni en güzel haliyle ödüllendirecektir.Kocaman bir öpücük Verduşuma, taa Londra'dan bana sonbahar gelmeyen şehrime sonbaharın keyfini postalamış. 










43/52
Life is... 
Test ömür boyu mu? Hiç bitmez mi?
















44/52
Sen gülümse Ata’m, biz biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. O sadece hayal etmekle kalmadı, hayallerinin önündeki tüm engelleri kaldırarak hepimizi hayaline dahil etti. Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.







45/52
Bir kitapçı kartım oldu. Her ne kadar sadece çocuk kitapları okuyabiliyor olsam da insan her yaşta öğrenilecek bir şeyler bulabilir. Bir miktar cesaret üzerine bir tutam heves yeterli. Yeni şeyleri denemenin yaşı yoktur.












46/52
Cici kız vs. Akıllı kız. Toplum der ki: Bla bla bla... Ne derse desin umurunda olmasın. Neysek oyuz.










47/52
Let your dreams take you away. 
I made it,  so why not you? 

Bu bir kolye ucu, müthiş bir hediye, ilgilenenlere... Bir tıklayıp bakın nasıl yapılıyor.
https://www.nano-jewelry.com/products/the-self-fulfillment-necklace-gold-filled-necklace-graduation-presents








48/52
If you dont believe in Unicorns, how can you live?











49/52
Hayatımın en keyifli anlarını paylaştığım, bedensiz olsanda varlığınla beni hep mutlu ettiğin, sıcacık gülüşünle uzaktan bile bana destek olduğun, bizi geride bıraksanda sonsuza kadar sevdiğimsin. Bu evrende adını sevgiyle anmanın şerefine iyi ki hayatıma dokundun güzel yürek RIP... 10 yıl önce bugün toprağa koydum seni, bağrıma taş bastım ama yolumdan, hayallerimden ve gücümden hiç eksilmedim. Gidenler sonsuza kadar bizimle ama yola devam etmezsek üzülürler.








50/52 
Hayatta ulaşmayı arzu ettiğimiz hiçbir şey aslında para ile ilintili değildir. İyi düşünürsek anlarız eminim.
















51/52
Shower talks... 
Yeni bir lisan öğrenmek istek, sabır, çaba ve çooook çalışmak ister ama böyle minik tipsler yanına iyi gider. 
Hayat her zaman kolay yollar sunar, follow the steps. 
Sid Efromovich 7 lisan konuşabilmenin yollarını TED Talks'ta sıralamış. İsteyenler seyredebilir. 







52/52
Kafamda ne yazacağım belli ama kendimi hayatın sürprizlerine açık bırakıp gün gelmeden kesinleştirmiyorum ne yazacağımı. Eskiden öyle değildi ama artık akışa daha çok izin verir oldum. Olgunluk belirtisi deyin, deneyim deyin ya da sürprizlere açık olmak deyin. 
Belki de siz bir motto yazmak istersiniz, bence  en büyük sürpriz bu olur.











30 Kasım 2018 Cuma

THE LIFE S.A.V.E.R.S.


Güzel bir yazı okuyunca içimde bir yerlerde bir ateş oluşuyor. Heyecanı önce karnımda ordan yüreğimde ve derken parmaklarımda hissediyorum. 

Birşeyler içimi gıdıklıyor, "Hadi ama, yazmaya başlasana..." diyor ve ben gene bu isteği keyifle karşılamak için klavyemin başına oturuyorum.






Yeni yerleştiğim bu ülkede sosyalleşme deneyimlerim henüz bebek adımlarıyla oluyor.
Ilkini konfor alanımda kendi lisanımda sevgili yazar Lüset Kohen Fins ile deneyimledim. Sunumunda Tien Chen tekniğiyle yazmanın keyfinden bahsetti. Yazmaya korkanları cesaretlendirdi, yazanlara da bir çok keyifli ipucu verdi. İpuçlarını bohçaya attım, yeni hikayemi yazarken bana yol göstereceklerinden eminim. Kendisinin son kitabı olan “DAHİL”i imzalı almanın keyfinin yanı sıra kendi yazdığım “3 Nokta…” adlı kitabımı onun yapıcı eleştirilerine imzalayıp teslim ettim.












Dün akşam da konfor alanımın dışında bir etkinliğe gittim. Kabala’da hayaller… 
Aslında DREAMS başlığını görünce hayalleri gerçekleştirme ile ilgili olarak bir konuşma yapılacak sanmıştım ama meğerse konu gerçekten rüyalarmış. Farklı köşelerden hatta bazıları ters köşelerden gelen keyifli  konuşmadan aldığım 2 güzel notta buraya eklensin:
-  
    *  Rüyanızın yorumunu kime yaptırdığınıza dikkat edin zira şifa sözle gelir.
-       
* * Evren yaratılırken söylenerek oluşturuldu böylece sizlerde hikayelerinizi daha gerçekçi yaratmak isterseniz söylemeye başlayın.

   Yeni etkinliklerimi ajandaya adım adım eklemeye başladım...

   Ve hemen ardından aşağıdaki yazı ile karşılaştım. Çok etkilendiğim için yazıyı orjinal haliyle beğeninize bırakıyorum. Hepinize keyifli denemeler ve kendimizi mutlu hissettiğimiz anların artması dileğiyle…

THE LIFE S.A.V.E.R.S.

The Life S.A.V.E.R.S are six practices that guarantees are going to help you reach your full potential. These are personal development practices with the aim of helping you to find the forces within you that will help you change and transform your life.



S is for Silence – everyday 10 minutes

We lead busy fast-paced lives that are constantly noisy. Being actively silent can be life-changing, it allows you to increase your self-awareness while simultaneously reducing stress. Try through meditation and breathing techniques

A is for Affirmations – everyday 10 minutes

The power of positive affirmations help you build a mindset that allows you to transform your life. It’s too easy to talk down to ourselves and to revert to negative talk. Affirmations will help you to take away your limiting beliefs and habits 


V is for Visualisation – everyday 10 minutes

Use visualisation as a tool to imagine the lifestyle, behaviours and future you want, once you have visualised this, it will be easy to put it into action. 

”Creative Visualization enables you to design the vision that will occupy your mind, ensuring that the greatest pull on you is your future—a compelling, exciting, and limitless future.”


E is for Exercise – everyday 10 minutes

Practice yoga asanas that will increase your energy, reduce stress , and enhanced sense of calm, clarity of thought, increased strength and flexibility, resulting in an overall improvement in health and well-being

R is for Reading – every day 10 minutes

A key aspect of personal development is learning and gaining knowledge. One of the best ways to do this is by reading. 
By reading this text you will higher your inner soul.

S is for Scribing – every day 10 minutes

Writing is the final personal development practice. Journaling, even for 5-10 minutes a day as a way to get thoughts out of your head and onto paper. This can help eliminate stress, clear the mind and help you discover breakthroughs and new ideas.

8 Kasım 2018 Perşembe

THREE OBJECTS














Hayat üçlemelerle dolu.
Iyi, kötü, çirkin
Soğuk, sıcak, ılık
Tatlı, ekşi, acı
Ben, Sen, O
At, avrat, silah
Tabii ki rakı, balık, peynir





Daha niceleri gelecektir aklınıza ama ben 10.000mt’de şu fotoyu çekince kendi üçlememi yazmaya karar verdim.

Yüzük, bilezik, bileklik

Bu objelerin hepsi bana hayatta birileri tarafından verildi.



Bir cafedeyiz. Her Istanbul ziyaretinde az da olsa bütün imkansızlıklara rağmen buluşmayı başardık biz onunla. Dünyanın bir ülkesinde yaşayan onu ve beni birleştiren tek bir kelime var; “Kanser”
Bizden aldığı kocaman olan bu 6 basit harfin yeri, binlerce harfle dolabiliyor. Sevgi, destek, dostluk, paylaşım, göz yaşı, anılar, yazılar, acı çeken bedenler, sarılmalar, uykusuz geceler... Bitmez bu 6 harfe eklenen harflerin sayısı... Bir de güzel karşılaşmalar...  O cafede o gün hayatta bana olmaz dediğim oldu ve O, elindeki yüzükleri çıkarıp bana verdi. Verirken dedi ki; “ Çok baktın, beğendin di mi? Senin olsun, güzel günlerde takar ve bu evrende sürprizlere hep açık olmayı hatırlarsın,”. Doğrudur ki geçen bunca senede nice güzel günlerde taktım ve sürprizlerin olmasına kapıyı araladım. Bu yüzükle çabalamadan havadan öylesine bir şey gelmez kalıbımı da yerle bir ettim.
Tesekkürler Esra Ürkmez...

Uçaktayız, Van’dan dönüyoruz. Hayatımın seyahatini yaptığımı hiç bilmediğim bir yoldayım. Anadolu’yu çok geç gezmeye başladım. Hep derler ki, dünya kocaman görülecek çok ülke var. Koşturduk Paris, Londra, Roma, Prag, Viyana, Amsterdam, Thailand, NewYork… Uçtuk, uçtuk hep uçtuk ama hiç aklımıza gelmedi, Van, Kars, Trabzon, Konya, Edirne, Artvin, Urfa, Mardin, Antep... Hep başka ülkelere giderken yaşadığımız ülkeyi hiç tanımadığımızı bilmedik. Iç turizim bizim işimiz değil dedik. Deniz kenarları hariç içimizi bıraktık, dışa döndük. Hayatta da hep böyle yapmıyor muyuz? Hep dışa önem veriyoruz. Dış görünüş, dış sesler, dış mihraklar... İçimize ne oldu? Unuttuk gitti.
O gün hayranlıkla gezdiğim Van’dan dönüyorum. Uçak koltuğundayım. 3 yeni arkadaş eklemişim hayatıma, hem de aniden, hiç planlamadan... Oh! Tamara oluvermişiz bir anda Akdamar’da... O müthiş manzarada 4 kadın birbirimize hikayelerimizi anlatmışız. Içsel dünyalarımızı açmışız korkmadan. Sırlarımızı vermişiz birbirimize çekinmeden. O gün gördüm bileziği kolunda,  görüp hayran oldum. “Keşke benim olsa,” diye fısıldadım içimin içinden o yere balık çizerken.  O duymadı sandım içmin sesini. Bileziği Istanbul’a kalkıştan 5dk önce getirip bileğime takıverdi. Öylesine, sessizce. Öylesine şatafatsız... Öylesine dosthane...
Bana havadan hiç bir şey gelmez dediğim dönemlerdeyken ikiledim bir anda. Merhaba dedik ve bir daha hiç kopmadım iç sesimden.
Teşekkürler Ali Canip Hocam...



Büyükada’dayız. Gün batmış ve biz renklerin ve sohpetin sarhoşu olmuşuz. Acı çekiyoruz biten gidenlerden... Sarılıp geçecek bunlar diyoruz. Her zaman geçtiğini biliyoruz. Kalan sahalar bizim diyoruz, gidenlerden daha büyük  sahalarımız olduğu için şükür ediyoruz. Mutluluğu dışarıdakilere değil içimizdeki aşka bağlıyoruz. Kendimize sarılmayı unutuyoruz ama gün batımında hatırlıyoruz. Ağlıyoruz, gülüyoruz, dans ediyoruz, içiyoruz... O anı kendi içine hapsedip sadece ikimiz biliyoruz. Gün çekilip karanlık her yeri kaplamadan, bedenimizi tuzlu suya bırakıyoruz. Hem arınıyoruz hem de suyun iletim gücünü kullanıp dileklerimizi suya bırakıyoruz. Donarak çıkıp sıcak suda duş alıyoruz. Hala gülüyoruz halimize. 

Bize bakanların deli olduğumuzu söylediklerini umursamıyoruz. Aslında içten içe bunları yapamadıkları için belkide bizi kıskandıklarını düşünmek istiyoruz. Keşke onlarda her isteklerini yapabileceklerini bilseler diyoruz.
Sonra onun evine gidiyoruz, odasından bilekliği getiriyor. “Bu benim, özel anısı var ve üzerindeki çicek altın, değerli yani. Onu sana veriyorum çünkü benim icin altından daha değerli olduğunu hep hatırla,” diye diyor. Birden bire...
Öylesine...
Takıyor koluma ve bir daha hiç çıkarmıyorum...
Havadan bana öylesine gelmez dediğimi üçlüyorum...
Teşekkurler Rina Muraben...





Artık biliyorum çabalamadan havadan öylesine gelir. Sizde bilin, şans değil, tesadüf hiç değil, hep gelir. Sadece görmeyi seçmek lazım.
Emin olun seçince görürüyorsunuz.
İnsan ummadığı yerde aradığı ile buluşturulurmuş.
Emek verilen her şey bir çabadır. Biz kendimize emek versek en büyük çaba o zaten.


Not: Mitch Albom’un bu kitabıda aynen öyle geldi ama o da başka bir blog konusu...



19 Ekim 2018 Cuma

Sanma ki yanlızsın






Uçmayı dilemiştim. 1 ayda bu sekizinci uçak koltuğu. Yoruldum mu ne?
Her seferinde okurum diye alıp, okumadığım kitaplarla hareket ediyorum ama bu sefer ucuş süresi 4 saate yaklaşınca “ee hadi al bir kitap,” dedim. Giderken Nohut Oda’yı bitirdim. Çarpıcı kısacık öykülerin sonları bana kaldı hep. Yazar beni hikayelerin sonlarında hep havada bıraktı ve hep kendimce tamamladım hikayelerin sonlarını. Tıpkı gerçek hayattaki gibi. 
Okumayı istediğim Mitch Albom’un yeni kitabı “The next person you meet in heaven” aranıp aranıp bulunamadı. Tam bir hayal kırıklığı içindeyken ansızın elime Elif Şafak’ın “Sanma ki yalnızsın” adlı kitabı geçti. Dönüş yolunda okunmaya başlandı.
Sizce de kitabın başlığı müthiş değil mi? Her şey sadece sana olur sanırsın ama bilmek lazım ki asla yalnız değiliz. Her açıdan hem de.
 İçinde bulunduğum yalnızlık halime cevap verir mi? diye düşünmedim bile çünkü kesin cevapların içinde olacağından eminim.






Yaşadığın yeri değiştirdikten sonra en müthiş his ailene ve arkadaşlarına yeniden sarılabilmek. Şükür gideli 4 ay oldu ben her hafta sarılma rekoru kırmak üzereyim. Yalnızlık söylemleri de nereden çıktı? diye sorabilirsiniz bana. Cevabım hazır, içsel benimkisi.
Neredeyim ben? halinin garip halleri. Ev tanımının  içndeki yalnızlık. Masum yalnızlık.
Ve dediğim gibi, Elif’ciğim hemen cevabı 10.000mt’deyken ben yapiıştırdı. 
Ben kendi tüylerimi yolan kuş türüymüşüm. Bu dünyanın tüm hengamesinin arasında derdi meselesi kendiyle olan bir türmüşüm. Başkasına zarar vermeyen, onu bunu didiklemeyen ama kendine sabotajlar düzenlemekte üstüne olmayan tür. Ardından diğer açılım geliyor Elif’ten gene; Kadınların kendini kanatma kabiliyetleri başlığı altında… Eğitim seviyesi, yaşam seviyesi, siyasi fikri ya da kılık kiyafeti ne olursa olsun her kesimden hatta dünyanın her yerinden kadının ortak paydası nedir? diye soruyor.
Cevap KKKK.
Kadınlarin Kendilerini Kanatma Kabiliyetleri.
Elimizde cımbız, bulup çıkartıyoruz kusurlarımızı, eksiklerimizi. Yaralarımıza büyuteçle bakmakta yok üstümüze. Başkasının tenkidine ihtiyacımız yok çünkü daha beterini kendimiz
e söylemekte müthiş başarılıyız. Nedendir bir türlü yetemeyişimiz, yetinemeyişimiz? Beklentilerimiz ve gerçekleştiremediklerimiz, mevcutlar ve olmasını arzu ettiklerimiz arasında kapanmayan bir mesafe duruyor; dipsiz kuyu misali. Bundandır boşluğa düşmemiz diyor.
Yeter yani bu kadar didiklemesek kendimizi?
Ardından bir Gustav Flaubert patlatıyor; Mutluluğun mümkün olduğunu sanmıyorum ama huzur/sükünet, evet, işte o mümkün.
Versek kendimize bir gıdım huzur be ya...
Allah için verenler beni bulsun, cok lazımsınız bana tam bu anda.








Derken ardından yazarlara veriştiriyor. Mini bir yazar olsamda doğru yerden geliyor cevap;
Romancılar etten kemikten, duygusal zeka ve hassas bir yürekten, derine kök salmış kompleksler ve hudut tanımayan bencillikten, sürekli bir arayış, ölümsüzlük sevdasi ve huzursuz bir hayal gücünden muteşlekkil tuhaf varlıklardır.
Küçümen tanrılar gibi romancılar.
Kağıt üzerinde hayatlar çizer, karakterler yaratırlar. Talepkarlar. Takdir ve övgü beklerler gizlice. Etrafimındakiler onlara hayran olsun istez, bunun nafile bir istek olduğunu bile bile. Evrenin merkezindeler ya, beklerler. Bekleyisleri hiç bitmez. Düşleri ve onlara güç veren engin hayal güçleri hem zehir hemde pan zehirleri. Hic tatmin olmaz, yetinmezler.
Oh be… Bunu okuyunca bir huzur gelir gibi oldu bana, sanki huzursuzluğumun kaynağını buldum.
Yazma becerimi suçlayacağım.

Ama asıl suçluyu az sonra gene Elif’in satırlarda. Tembellik hakkına karşı durmakta gizliymiş herşey. Çehov “Bizi çalışmak kurtarır,” demiş ya.  İyi halt etmiş. Hammallık, angarya, ter dökmek, emek vermek, didinmek, ha bire dişin tırnağınla kazıya kazıya çabalamak.  Boş durmamak, hareket etmek, hep ama hep didinmek, kendinden ötesini merak etmek, hudutları aşmaya gayret etmek ...

Durum net.  Bu muyuz yani? 
Gel gelelim Paul Lafargue dermiş ki: İnsanın kendini unutup kendini çalışma çarkına adamasının korkunçluğuna ve yaratacağı mutsuzluğa düşmektense tembellik hakkını kullanması uygundur.
Kardeşim bu felsefeyi benimsediğini her an dile getirirken, ben acaba nasıl bu yola doğru seyir alırım? diye soruyorum kendime.
Tabii ki tembellik= parasız kalmak. 
Maddi eksiklik =  isteklerine hayallerine ulaşamamak, seyahat edememek, modayı takip edip giyinememek, restaurantlarda yemek yiyememek, liste uzar gider. Peki çalışıp didinirken bunları yapmaya zaman var mı? Hadi zaman bulduk diyelim, yaptık diye mutlu muyuz?
10.000 mtrede gün vakti başlayıp gece yarısı son bulan yolculuğumdan sonra, yarın çalışmama kararı alıyorum.
Vicdan yapıyorum, yarım gün çalışayım diyorum...
Kulaklığımda Türk Hava Yollarının yeni uygulamasından bir audio book var. ‘Sade’ adlı kitabı dinliyorum. Tam zamanında...
Çabalamadan, huzurlu bir yaşamı hak ediyoruz, diyor yazar.
Belki kendime 50yaş hediyesi bunu veririm. 
3 senem var anca hazırlanırım. 
Ne dersiniz güzel bir hedef değil mi?





21 Haziran 2018 Perşembe

PUDUHEPA



Sizin hayatınızda da hediyeler anlamlı ve doğru zamanda elinize verilir mi? 
Sizin de hayatınızın akışında bazı konuları sorgularken cevapları önünüze çıkar mı?
Sizin de kafanızın içinde konuşan bir başka sen varken birden o sözcükler karşınızda konuşan birine dönüşür mü?
Ya da dostuna teşekkür için vermek üzere o anda yazdığın bir not, o dost tarafından adına aylar öncesinden alınmış bir hediyenin üzerinde yazılı olabilir mi?
Foto çekildikten 1 saat sonra tuz buz olmasının
üzüntüsünü hala atlamadım.

Taşınma telaşım yüzünden gün vakti sürekli ortalığı toplamakla, gitsin/kalsın demekle ve inanılmaz ruhsal, bedensel ve zihinsel yoğunlukla geçti.
Gün kendini bitirdiğinde yataktan çıkamam derken kendimi sahilde elimde bir hediye paketiyle buluverdim.
O gece tam da yukarıda sıraladığım gibi bir geceydi.   O yüzden gece sona erdiğinde klavye tıklıyordu.

Bu hediye paketinden önce aldığım çok özel hediyemin, bu foto çekiminden kısa bir süre sonra kırılmasının ağırlığı hala üstümdeyken geldi hem de elime. Evren bizi üzmez ya o türdendi gelişi. Bir süredir bilmeme rağmen geleceğini içeriğinden bi haber, sürprizim elimdeydi.

Hediyem bir “FONGOGO”* projesi.
Adı Puduhepa ve Kız Kardeşleri.
Amacı, 
ülkemizdeki kız çocuklarının kendilerine güvenen bireyler olarak büyümelerine destek olmak. Projenin geliri de TOÇEV aracılığıyla yine kızlarımızın eğitimine destek olarak geri dönecek. https://www.fongogo.com/Project/puduhepa-ve-kiz-kardesleri


Canım biyolojik olmayan kız kardeşim de benim adıma doğum günü hediyesi başlığı altında bu projeyi desteklediği için elime geçen bu özel hediyenin bendeki artçıları bu blogun konusu.

Projenin mimarı Renan Tan Tavukçuoğlu. Kendisi  hayata geçirmek istediği projesine sosyal medyada yeterli miktarda fon toplayınca hayalleri gerçek oldu.  Projeye katkıda bulunanlarada bir bebek gönderdiler.
Bebeğin adı PUDUHEPA.

O bir kraliçe.
Her kadının bir kraliçe olduğunu hatırlatmak için tasarlanmış.
O bir hayalci, her insanın hayallerine sonsuza kadar inanmasının sembolü.
O bir eş ve hayatının erkeğinin desteğini her zaman alabilmiş bir kadın.
O bir çocuk, hayal etmekten hiç korkmamış. 
Ve,  
O güçlü bir kadın herşeyin üstesinden gelebileceğini bilen ve bilmeye devam eden.

Barışın, yaşadığı toprağa gelmesi için çabalayan bu özel kraliçe tam da gücümü, hayallerimi, desteklerimi sorguladığım anda elime verildi.
Ne dün, ne de yarın . Tam da o gün.

Puduhepa’yı Arzu Kaprol giydirmiş. Içine de bir bohçacık koymuş.
Dün attım senelerdir ( 23 sene ) depoda sakladığım gelinliğimi ve Puduhepa’nın bohçasından bir gelinlik çıkması beni oldukça duygulandırdı. Artık sembolik bir gelinliğimin olduğunu bilmekte beni sonsuz mutlu etti. Biliyorum evren boşluk sevmez.

Bohçanın üstünde bir yıldız, Puduhepa bebeğinin alnının ortasında da bir yıldız ve başın sıkıştıkca gök yüzündeki yıldızlara bak diyen  Puduhepa karşımda biz kız çocuğu şekiline bürünüp dillenmişti sanki.

Gök yüzündeki yıldızlara kendimi bildiğimden beri bakan ben, adımın anlamı da yıldız olunca tahmin edersiniz ki şaşkınlıkla bir Puduhepa’ya bir de onu bana veren Dalia’ya bakar buldum kendimi. Hani gözlerinden kalpler fırlayan o emoji var ya, işte o anda o ben.


Yola çıkarken yanımda bana kendimi iyi hissettiren bir obje olmasını severim. Çok yakında çıkacağım yolda henüz hangi objenin bana ekleneceğini bilmediğim bir anda Puduhepa’nın elime gelmesi de şaşırtıcı değil mi?
Hem de barış fikrine uygun bir bebekle yola çıkmak müthiş değil bir tesadüf sayılmaz mı?

Şimdi Puduhepa elimdeyken soruyorum kendime, eğer tarihte bu kadar güçlü olan bir kadın hayallerine inanıp, kendi yolunda korkusuzca yürürken başardıysa biz neden başarılı olmayalım ki çıkmak istediğimiz yolda? Neden güçlü isek  acı çekeceğimize inanırız ki?

Ben onun hikayesini okurken  kendi hikayemi de yazdım.
Ben Stella Namet Abulafya
Kimseler bilmezken yaşayacağım istediğim gibi,
Bilge insanlar gibi ben de yazmaya devam edeceğim.
Büyük insanlar gibi düşüneceğim,
Yoluma çıkan engelleri aşacağımı bileceğim.
Yıldızlar şahidim, sözüm söz olsun.


Bana beni hatırlatan bu özel bebeğe sahip olmama destek veren canım Dalia’ma sonsuz teşekkürler...
Biliyorum ki  Puduhepa bebeğim bir gün eskiyebilir, kaybolabilir ama yarattığı etki sonsuza kadar sürecek.

Bir süredir telefon ekranımda saat  tam 00.00 yakaladığımda gerçekleşmesini istediğim dileklerimi
sıralıyorum.  O gece de yakalamış olmama hiç şaşırmadım ve isteklerimin yollarının açık olmasını ve benim de bunları görebilmem için dilekte bulundum.
Sizin içinde diledim merak etmeyin.
Isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki.




FONGOGO nedir merak edenlere: https://www.fongogo.com/HowItWorks