29 Haziran 2011 Çarşamba

REFLECTIONS !



            Geçenlerde çocuklarla Kungfu Panda-2 adlı filmi seyrettim. Uzak ülkede geçen şişko Panda PO’nun geçmişine bakıp, gizemli kökenlerinin sırlarını çözmesini konu alıyor film. Birde PO’nun başarılı olabilmesi için, içindeki gücü açığa çıkarabilecek iç huzuru yakalama yöntemini öğrenmesi gerekiyor. Hocası Şifu ona iç huzuru, bir damla su gibi ellerinde döndürüp onu ait olduğu yere ulaştırmasıyla oluşabileceğini öğütlüyor.


Ben de iç huzurum olan o minicik su damlasını ait olduğu yere ulaştırmak adına 14saatlik bir yolculuğa çıktım. 15 senedir kendisiyle, başbaşa gitmedigimiz onca seneye inat Memo ile kaçtık uzak bir diyara. Burası ancak arayanın bulacağı türden bir yer. Nihal’de arayıp bulmuş, gitmiş gezmiş, blogunda yazmış, bizede arkasından yollara düşmek kaldı.

Otobüsten inince bizi, Fethiyenin yoğun sıcağı karşıladı. Kabak koyuna gitmek üzere binmemiz gereken minibüsü beklemek üzere otobüs durağına gittik.


İlk şok orada başladı. Türk olduğu halinden belli olmayan her tarafı dövmeli, keçi sakallı ve garip tipli genç adam, kamp çantası ve sarma sigarasıyla orada öylece duruyordu!

Kampçı, maceracı ve hayatı iplememek ya da ismini bile bilmediğim adamın dediği gibi belki de hayatı çok severek, bir kamp çantası, alet edevat, hiking boots ve Musa Peygamberin sopasına benzer bir sopa ile 3 ay yasayacakmış.

Birlikte sohpet ederek Kabak koyuna vardık.O, bir önceki koyda indi biz de son durakta.

Durağın adı son durak ama aslında maceranın ve iç huzurun ilk durağı.

Dut ağacına saldırdıp, söğüşledik.


Tertemiz, tuvalet kağıdı bile olan suyu gürül gürül akan tuvalette ihtiyaç molası ardından 4 çeker kırmızı bir arabayla bayır aşağı, tıngır mıngır değil dangır dungur indik. OFF Road yaptın mı derlerse öteki tarafta cevabım evet olack cinsten bir yol. Keskin virajlı, iniş neyse de çıkış nasıl olacak diye düşünmeden edemeyeceğimiz darlıkta bir keçi yoluna harika deniz, dağ ve kumsal manzarası eşlik ediyor. Yol boyunca derin reçine ve kozalak kokusu takipte.






Ve Reflections kapısındayız!


Buranın hikayesini okumak isteyenler web sitesine yada Nihal’in bloguna lütfen!
http://www.nihalharmanli.blogspot.com/
http://www.reflectionscamp.com/

Akıllara durgunluk isteyen bu yerin kapısında durup kalıyoruz! Rengarenk tabela ve begonvillerin tahrik edici pembesi.T-Shirt’ümle aynı renk. Doğa işte, her zaman insana ilham kaynağı. İsmi gibi bir yer olan bu kampın hayatıma yansımasını okuyacaksınız. 2,5günlük yansımadan sayfama karalananlar. Aslında tarife az bile ama okuyucuyu sıkmamak gerek, ayrıca bazılarıda bana kalsın değil mi, gizemli olur!



Day 1

Soğuk Sprite, elma suyu ve Chris’ten sıcacık bir hoşgeldin. Yer sizi büyüler, ışık, ortam, dekorasyon...Çok çalışan var gibi ama tam emin değiliz. Zaman içinde anlarız nasıl olsa. İlk fotograf çekimi gölgelerin merkezindeki delik! İnsanin anasından doğduğu ana dönüş ve kendi olma hali.




5-10 güzel kare ve içecekleri lüpleyip Seçkin’in yardımıyla kalacağımız yere gidiyoruz. Herşey büyüleyici. Doğal vee öylesine...












Odamızınn adı “Kuytu” önü kuytu bir yere baktığınndan, 3 tarafı kapalı, bir tarafı açık, açıklığa bakan hamak!
Hic beklemiyorsunuz ama içeride ışık ve elektrik prizi var.


Odaya çantaları bırakıp banyoya doğru yürüyoruz Seçkin’le. Geçtiğimiz yer muz ağaçlarından oluşuyor. Yolun bittiği yerde beyaz brandayla sarılı bir odacık. Aman diyorsun banyo burası mı, Şok! Ama emin olun dışarıda yaşadığınız şok içeride yaşayacağınızın yanında az bile kalıyor. Sizi içeride bekleyen manzara büyüleyici. İtiraf ederim ki hiç bu kadar keyifli bir yerde yıkanmadım.
Derken orman yolundan deniz kenarına iniş tarifiyle Seçkin’in görevi son buluyor. Tekrar ihtiyacımız olursa buralarda olduğunu söyleyip, bizi öylece yolun ortasında bırakıyor.

Odaya gittik, soyunduk, nedense biri bizi gözetliyor olabilir mi diye hiç düşünmeden sıcaktan sırılsıklam olmuş pembe t-shirt ve uzun paça eşofmandan kurtulup hafif birşeyler giyip orman yolundan aşağıya saldık kendimizi.
Tabii ki yolda gülüşmelere sebep olacak şeylerde yaşadık...





Son durak denizin turkuazı.




Bambulardan oluşmuş gölgenin altındaki insan yığının içindeki bir havlu boyu gölgeye sığdık. Yok, yok bu kadar dipdibe de durulmaz ki. Kimdir neyin nesidir? Gibi düşüncelerin hiçbiri oluşmadı zihnimizde. Havlumuzu serdik, soyunduk ve doğruca senenin ilk tuzlu suyuna teslim ettik bedenlerimizi. Suyun sıcaklığı mükemmel di, hiç ürperti olmadı! Suda bizi bekleyen bir süpriz vardı. Denize atılmış yada kesilip doğranmaktan kurtulmuş bir domates. Biz de eğlendik onu kendimize top yaptık, attık, tuttuk kahkahalar heryerden duyuldu, size gelmedi mi?

Arada Turkcell tebrikler çekim gücü 4/4lük ama sadece bende. Benden duymuş olma ama Melis seni tüketici haklarına şikayet edecek zira o 2 gün boyunca Yünanistan bandralı konuştu. Öğlen olmuş, geçmiş bile. Hayret benim öğlen yemek krizim tutmadı!? Çantada kek, bisküvi otlandık oldu bitti. Ha bide ortalıkta derin bir sessizlik, tek duyulan suyun karaya vuruşu, nerde onca insan istifi arasındaki gürültü. Yok! Kabak koyunda gürültü kirliliğinden eser yok. Gün batıyor, biz harika kareler çektik. Artık kampa tırmanma zamanı, daha lüks olan Sea Valley kampının içinden geçtik, suyun akıllara zarar fiyata satıldığı uyuz marketçiden suları alıp yukarıya doğru meyil ettik. Önümüzden önce horoz, ardından tavuk ve derken civciv silsilesi geçti. Gülduk... Soluk soluğa tırmanıp kampa ulaştık. Gene aynı duygu kapıda bizi sardı... Odaya girdik, peştemal ve banyo çantası ile banyonun yolunu tuttuk.



Bu sefer büyük banyo sırası beklemeyip, küçük banyonun manzarasında, sıcacık suyla yıkanıp giyinip, yemek yemek için ana girişe yöneldik.

Bu akşam ki yemeğin adı “AÇLIK” ama bana değil etobur Melise...


Hava hala aydınlık, yaz işte, upuzun günler…Hafiften kararmaya yüz tutunca, mumlar ve meydandaki ateşten yansıyan iç huzur tarifsiz. Melis eline aldığı net bookla işten ve Cola satışından kafasını kaldıramazken, bendeniz derin karanlıkta oluşmaya başlayan yıldızlarla flört etmeye başlamıştım. Aklıma ilk gelen, feneri odada unutmuş olmamızdan dolayı, zifiri karanlıkta yolumuzu nasıl bulacağımız olsa da elimin altında sert kahvem günün ilk kahvesi olma özelliğiyle pek bir lezzetli olduğundan, endişenin yerini haza bıraktım.

 Aklımdan çok şey geçiyor ama oldukça yorgun olduğumdan, hafiften göz kapaklarımın oyununa yenik düşüp gidivermişim.
Rüyam da aynen olduğum yerdeydim. Olmak istediğim tek yer olarak su damlasını elimde dolandırdığımı gördüm.


Nihayet yatma vakti, odaya döndük, cibinlik altı, bataniye ve uyku...Zihnimin bana oynamaya calıştığı korkuların hepsine kalbimin ferahlığıyla cevap verip güne noktayı koydum.

Day 2

Hahaha cibinlik altı fotograflarıyla başladık güne.




Bu resimi çekmek için bütün odayı toplayıp ilk anki haline getirdik!Odayı ne kadar dağıttığımızı size anlatamam, ne yazık ki dağınık halinin resmi yok:)
 Diş fırçalamak için muz ağaçlarından geçip büyük banyonun boş olması için Deksha… Ve sonuç ortada.
Burasıyla ilgili hiç bir şey yazmıyorum, yorumsuz.Resimlere bakın. Yorum sizlere ait!





Sabah kahvaltısı süper, az öz ve gözünü sevdiğim Türk kahvaltısı. Yerde tahtalar var üstünde taze sıkılmış portakal suyumuzu isteyin yazıyor. Melis kalktı almaya gitti, bende yerdeki diğer notları okudum.


Kahvaltı biter, plan trekking şelaleye 75dk, gittik mi? Hayır. Yağlı ve yorgun vücutlar dinlence çığlıkları atarken ne şelalesi. Kampın içindeki hoş yerlerde fotograf kareleme daha cazip ve işte yansıyanlar.

Kendi kendimiz çekme oyununda tahmini 10tane resim var, her biri birbirinden komik!








Burası MUTFAK!

Derken aklıma eskiden yapmaktan hoşlandığımız “I was here” yazısı yazma oyunumuz geldi. Eeee 15 senedir bunu yapmamışız kim tutar bizi. Seçkin’e taş boyamak icin boya soruyoruz, ilerideki masada oturan kıvırcık saçlı adamı işaret ediyor. Adam oralı değil, taş boyayacaz nerde boya bulunur size sormamızı söylediler gibi hiçte buraya yakışmayan bir sizli- bizli muhabetten yukarılarda bir yerde boyaların olduğunu öğrenip tırmanıyoruz. 75dk şelale trekingi yerine 2dk’lık tırmanış yeterli geliyor bize.
Boyaların oraya vardığımızda gördüğümüz manzara şoke edici, azıcık rahatsız edici bir o kadar da ilginçti. Bir çember, etrafı taşla çevrilmiş. Taşların üstünde burçlardan semboller çizilmeye başlamış ama belli bitmemiş daha. Ortada bir boynuz. Tam kizilderili - Şaman arası bir noktadayız. Etraf çorak, dağ, tepe. Hemen zihin deli bir fikir üretiyor, hani gece burada kurban ve kan içme ritueli mi uygulanıyor acaba???? Ha haha . Aklıma ilk gelen 12 kabile. Görüntü ona benziyor. 12 kabileyi merak edenler buyrun okuyun!
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kay%C4%B1p_On_Kabile




Taşımızı seçiyoruz. Boyama başlıyor. Tenekelerin kapaklarini açmak zor olsa da azmin gücü ,ispatı neticede gizli. Kurusun diye öylesine kampın girişine bırakıyoruz. Yanımıza alma gibi bir niyetimiz yok, Chris isterse tutsun, isterse atsın hiç önemli değil ama biz 06/2011 tarihinde Reflections Camp'taydık.






Eğlence bitti eller kollar, üst baş her taraf boya, büyülü banyoda el yıkadık ve istikamet deniz kenarı.Yoldan aşağıya makinamıza yansıyan görüntüler.





 Öğlen yemeği planım yok! İlginç, dermisin buradan zayıflamış dönmek gibi bir niyette bulunmuşum da haberim yok. Denizde benim gibi kabarmış bugün. Dalgalar diz boyu, akşam üstüne doğru adam boyu oldular. Arkamızda rasta saçlı genç çocuk, nereli olduğunu anlayamadığımız Hint’li görünüşlü kız arkadaşıyla gitar çalıp bir şeyler örüyorlar. Ah! diyorum içimden, bu çocuğunda bir anası var, onun da çocuğu için hayalleri var ama gel gör ki çocuk rasta saçlı, elinde gitar bir hiçlikte "herşey" haliyle salınıyor. Derken balık istifi halimizde dünkü kampçı çocuğu görüyoruz. Yanında rasta saçlı bir kiz! Aman Allahım, bu gençliğin durumu nedir?diye şehir stresi sarıyor benliğimi ama tüm düşüncelerimi kovalayıp, lüks kampta patates tava yemeğe karar veriyoruz.

Kum üstünde eğlenceli şekiller yapıp gülmeye bahane arıyoruz. Gökyüzü hala mavi ama saat yukarı tırmanma zamanı...Hadi bakalım uyuz marketten su ve tırmanış.





Kampçının hayatı, havlu-sandalet-çanta!

Bu sefer büyük banyo da yıkanma şansımız var, mudavemeli hamak keyfi arasında yıkanıp geliyoruz.




Meydanda ateş mükemmel.


 Meşhur köpişte ortaya çıktı.

Yemek için güzel bir köşe bulundu ve menu  Melis’e gene AÇLIK.
Bezelye çorbası, bulgur, çoban salata, humus, karpuz.

Bir kadeh kırmızı şarap, fonda çingene melodileri uçuyor. Ruhum huzurla dolu. Gök zifiri ve yıldızlar adeta beni sessizliğe gömüyor. Radyodaki showda  DJ soruyor arayanlara, hayattaki en büyük korkunuz nedir? diye ve benden cevap "konuşamamak". Ama gel gör ki bu koca evrende, parlak bunca ismi belirsiz yıldız altındayken ne söylenebilir ki, sessizlik ve kalemim devrede. Ortaya bir şiir çıkıverdi.


Güneşin sıcak yansıması,
Kumlardaki  küçük karıncalar,
Ayağımı acıtan taşlar,
Hepiniz mi beni mutlu etmek için burdasınız?
Ağaçtaki kırmızı dut,
Koca yapraklı muz ağacı,
Avludaki begonvil,
Hepiniz mi beni mutlu etmek için burdasınız?
Gökteki yıldızlar,
Havada uçuşan böcekler,
Kadehimdeki kırmızı,
Hepiniz mi beni mutlu etmek için burdasınız?
Ya da BEN sadece mutlu olmak için
Sebep mi arıyorum dersiniz...




Bir o döşekte yat, bir bu döşekte. Tam miskinlik hali! Sanki su damlası heryeri dolanmış son yolculuğuna hazırlanıyor. Bu sefer fener yanımızda:) Burası o kadar kendi halinde bir yer ki kapısı olmayan oda da herşey her yerde ve içimizde azıcık dahi olsa hırsızlık fikrinin zerresi yok.

Bir grup genç Chris’le kıkırdıyor, müzikler harika. Gündüz deniz kenarında tanışan gençler, kızları bulmak için gelmişler, bir köşede gülüşüyorlar.Ben ise sessizliğe gömülmüşüm, yatmak istiyorum sadece. Cibinlik altı ve derin huzur! Birden tatlı bir gitar sesinde The Cranberries Zombie. Wowww ne ses ama, ardından gelen melodi benim hem gözlerimi, hemde kalbimi alev alev yaktı. Saat 12.03 ve ALP'imin doğumgünü. Çalan ise benden ona armağan;” Bu Kalp Seni Unutur mu?”

Happy birthday cancağızım...



Day 2,5

Uyandığımda saatin 8 olduğunu tahmin ettim ama 9.30muş. Woow hemen fırladım yataktan zira gün kısa, denizden yararlanmak için vakit az. Koştura koştura diş fırçala, giyin, kahvaltı et, hadi denize derken aklıma oğlanlar için boyamam gereken taşlar geliyor. Akşam birisinin Kizilderili Efsanleri adlı kitabın kapağındaki görsele bayıldım ve onu çizmeye karar verdim.

Gene çıktık ritüelik çemberin oraya ve birde baktık ki boyalarınve çemberin hakimi genç adam orada taşları boyuyor. Sorduk buranın ne olduğunu. Açıklama ilginç “Meditasyon çemberi” Doğu, batı, kuzey güney. Herbirine özel anlam yüklenmiş sembollü taşlar. Peki de ne için bu? Genç adam her kampta vardır dedi şifa çemberi dedi. Birden koyu bir senli benli, kavramlar, Tanrı-yaradan , sevgi, acı ve mutluluk sohpeti yaparken bulduk kendimizi, meğerse tahtalara adı yazılı, "Private Therapies ask for David" bu şahısmış!
Süper Türkçesiyle nasıl bir David olunur?
Burası Reflections yansımalar farklı. David’in sitesini merak edenlere...
http://lovepeaceandharmony.ning.com/

Boyama işi sonucu;


Bu resim evin balkonunda çekildi, orada saksı filan yok!
ama bu 2 taştanda öteye gidip David’le benim ortak ürünüm olan yeni bir taşa dönüşüyor.(Laf aramızda o sadece sol alt köşedeki sarı ve beyaz benekleri yaptı ama büyüklük bende kalsın ortak ettim kendime; anlamını sormayı akıl edemedim???)

Gidip taşı kendi burcumun simgesi olan taşın yanına bıraktım.Belkide yeni bir ritule sebep olmuşumdur kimbilir...


Deniz bekler, bayır aşağı ve turkuaz güzellikle kucaklaşma, serin dalgasız sulara varmadan yapılması planlanan bir iş var! Yukarıdan bir tea light mum aldım inerken deniz kenarına, Melis’in garip bakışları altında dökülmüş begonvillerle attım çantaya. Yol üsütünden bir dilek kurdeleside eklendi planıma. Dalgasız kaya üstüne doğru yürüyüş, mum yakmak icin bulunamayan çakmak, rüzgara teslim olan alev, kaybolan kurdele, birden büyüyen dalgalar ama durmak yok!
Alp’ime doğumgünü mumu, suya bıraktım, ardından begonviller ve derken kalbimin sesi...evet evet zihnim değil bu farkını bilirim ben, kalpten olunca yumuşacık olur. Ses fısıldadı,
'Özgürsün Stell”




İşte Reflections’tan bana yansıyan iç huzur.

Damlam toprağa vardı.

Sükürler olsun!

Hepinize şiddetle tavsiye etmek istediğim bir yer. İnsan zihni, insan eli yapmış ama içerisi enerji kaynıyor.

Hazırsanız alın bilet, yallah Kabak koyuna. Arkadaş aramaya gerek yok ama illada biri olsun derseniz bana alo deyin yeter!




14 Haziran 2011 Salı

40 GÜN 40 GECE...







İlona'dan Kırmızı...
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde uzak diyarlarda herkes tarafından çok sevilen, gözetilen ve korunan bir peri yaşarmış.





Bu peri kıvırcık saçlı, tombul, güleryüzlü ve çok sempatikmiş. Bu perinin herkes tarafından bunca sevilmesi, yüreğinin ayna görevi görmesindenmiş. Ona bakan herkes, kendinden bir parçayı görür, kendini korumak için de bu periyi korumaya alırmış. Yüzündeki aydınlık ve huzurlu ifadeyi geri yansıtabilmesi bu perinin bir meziyetiymiş. Perinin olduğu yerde diğer perilerin hayatlarındaki zorluklar kolaylanır, sevgileri paylaşarak artar, tüm evreni güzellikler kaplarmış. Herkesin kendi sorunları olsa bile bir araya geldiklerinde birbirlerine ayna olur tüm dertlerini unutur, her yeri kahkaha sesleri doldururmuş.


Gel zaman git zaman, kötü kaderin oyununa yenik düşen bu yüreği aynalı sempatik perinin yüzü gülmez olmuş. Yanaklarından süzülen yaşlar nehirleri doldurup taşırmış. Bütün periler bir araya toplanıp bu perinin yüzünü nasıl güldürebileceklerini düşünmekten uykusuz kalmışlar. Sonunda birlikte birşey yapmaktansa herbiri onun yüreğindeki aynadan yansıyanları ona geri vermeye karar vermişler.
Yardım perileri....



Yardım perileri...

















Sivas Sivas olalı beri böyle işkence görmedi Grubu gecemizi ölümsüz kıldılar... Teşekkür ederiz!








Gecenin sonu ama 40 gün devam edeceğinden planın sonu değil tabii ki:)

GURUR TABLOM, SİZLERİ SEVİYORUM...

Destek perisi onu her hafta evine yemeğe davet etmiş.


Dost perisi her gece onun yanında uyumuş.


Tatil perisi onu yazlığında ağırlamış.


Sohpet perisi onu hergün kahve içmeye çağırmış.


Eğlence perisi onu her gece sokağa çıkarmış.


Tatlı perisi ona her gün çeşit çeşit pastalar yapmış.


Aşk perisi ona yüreğindekilerin peşinden koşmasını tembihlemiş.


Anne peri ona sıkı sıkı sarılmış, gözyaşlarını silmiş.


Kardeş periler ona süpriz hediyeler almış.


Küçük periler onu gıdıklayıp güldürmüş.


Derken bir öğlen vakti, tam güneşin en parlak ışıklarını yeryüzüne gönderdiği anda, yüreği aynalı perinin aynası gene eskisi gibi pırıl pırıl parlamış ve herkese gülen yüzünü göstermiş.


Bu hikayede burda başlamış...


23 Mayıs'ta bana klip yapıp fuarın ortasında beni ağlatan, akşamına benimle Amsterdam'ın en güzel steak house yemek yiyen( hemde ofis hesabına:), 26 Mayıs'ta uçakta bana pasta ve şampanya ulaştıran, 27 Mayıs sabahında yatağıma 40 kırmızı balon koyan ve onları şişirirken nefessiz kalan, 3 Haziran gecesi benimle birlikte soframı paylaşan, dans eden, hediye alan, gelemesede hediyeme katkıda bulunan, gelemesede zihninde bana katkıda bulunan,
 4 Haziran sabahı beni 9'da " 40, bu boru değil diye" uyandıran ve binlerce kere beni her yerden tebrik eden isimlerini bizzat bildiğim TÜM PERİ dostlarıma sonsuz sevgilerimle...


Aynam eskisi gibi ışıldıyor sayenizde. İyi ki varsınız!

23 Mayıs 2011 Pazartesi

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ...

 


         
Elimde bir yüzük. Canım annem ve babam aldılar. Hediye olarak bir seyahat dilemiştim ama annem bu fikrimi çok Stella’ca bulunca sonuç kalıcı olması yönünde gerçekleşti ve bakın neye dönüştü.


Annemin seçerken bu şekilde düşünmediğinden eminim ama ben yüzüğü onun elinden alıp parmağıma geçirdiğimde, yaptığı seçimin beni ne kadar iyi tasvir ettiğini yazmadan edemedim.

40 yaş yazımı annem ve babam sayesinde ( zaten bu yaşa varmam gerçekten onların sayesinde olduğundan kucak dolusu öpücükler onlara ) bu yüzükle açıyorum.

     Tam öğle vakti, güneşin en parlak ışıklarını evrene yolladığı o anda işaret parmağıma konumlandı. Öylesine, kolayca sürüklendi ve yerleşti. Altının soğukluğu yerine 40 yıllık sevginin sıcaklığıydı tenimde hissettiğim. Bana bakan, beni 40 yıldır tüm şartlar altında koruyan, gözeten canım ailem duygulu gözlerle yüzümdeki şaşkınlığa ve kalbimin çarpıntısına şahit oldular. Tek bir görsel bana 40 yıllık hayatımı özetlemişti. İleriye gitmeyi hedeflediğim şu zorlu günlerde bana hedeflerimi işaret eden parmağıma tastamam oturması bir tesadüf mü?

İlk kıvrım ana rahmindeki ben, sıcacık güven dolu.


Sonra seçmişim bir yol, biraz düzgün, keskin viraj, çıkmışım korunaklı yuvamdan, arkamda bana bakan, bana güvendiğini bildiğim anam,babam. Yürü dediler bana ne olursa olsun bu yol senin, korkma biz hep ordayız. Heyecanla, biraz da korkuyla atılmışım o yolculuklara. Zaman olmuş gülmüşüm, zaman olmuş ağlamışım. Gün gelmiş isyan etmişim düzene, gün gelmiş elim kolum bağlı boyun eğmişim sevdiğime. Her daim kanatlanıp uçmak istemişken, ayaklarım hep köklerime dolanmış kalmışım. Benliğime sevgi dolmuş, kabarmışım, kalbimde yara olmuş ağlayıp sünmüşüm. Ben bu yolda 40 yıldır yürüyorum, acısı ve tatlısı, kaderin oyunları, kattıklarım ve seçtiklerimle…
Ve yolum sonsuz, ucu açık. Hedefler, hayaller ve istekler var...
Başka dönemeçlerde olacak belki, tadılacak başka yolculuklar… Varsın olsun… 80’lere kadar pupa yelken!

  40 yaşıma girdiğim bugünde çoktan var onları blogda yazmak istiyordum ve kısmet bu güneymiş çünkü bu sene özel!
6 arkadaş aynı anda 40 oluyoruz. Bu 6 dost’un birde adı var.NOŞAVS..


Çocukça biliyoruz ama biz bundan tam 29 yıldır hiç vazgeçmedik. Bu anlamsız harflerin ne olduğunu merak edenlere ; Her harf bir isim, her harf bir diğerine bağlı, sevecen ve özel.

Mezuniyet
Okul kravatının final hali.


Her gün konuşmadık, her gün paylaşmadık ama hiç kopmadık. Aramıza yollar, yıllar, fikir ayrılıkları, ölümler, doğumlar, hastalıklar girse de biz hiç kopmadık. Anılarımıza yenilerini ekledik.


Hergün görüşmesekte, orada bir dost var bu 6’lı için hep geçerli.

Acı, tatlı, zorlu, kederli, sevinçli, korkulu bir çok sohpet konusu var aramızda. Bir masa başı toplantımız, her sene resim çekerek izlediğimiz bir evrimimiz var. Bu masada herkesin hünerle yaptığı bir yemek bile var. ( herkesinkini yazmıyorum, onu kendi yorumlarına bırakacağım ama benimki BROWNİ)


Artarak büyürken, kayıp vererek güçlü olmayı öğrendik. Badireler atlatıp her zaman ayakta durmayı bildik. Herbirimizin hikayesi var ve yazmakla bitmez…

Hayatıma giren ilk harf " V " : 6.sınıf, okulun ilk günü , sarı saçlı kız! “ Yanında oturabilir miyim? “ dedi ve tam 29 senedir yanyanayız... Kendisi hayatımdaki en küçük harf yazma yetisinin yanında, en kendi başına buyruk hayat yaşayabilme kabiliyetindeki tek gerçek ÖZGÜR SARI’dır.

Ş: Sessiz ve içine kapanık bir kız, arka sıraya yerleşti. Öyle sakin öyle savunmasız ki, zaman içinde kendisi bir Matematik dehasına dönüşürken, hiç olmaz denilen dizilere taş çıkaracak hayatını geri kazanırken aslında yüreğinin sesinin ne kadar güçlü olduğunu bana ilk tanıtan gerçek KUVVET’tir.

A: Bir arkadaşın hayatta nekadar önemli olduğunu, seni hem incitip hem de sevindirebileceğinin ispatı. Kafaya koyduğunu yapan ama sağlığına zerre kadar değer vermedende yaşamayı bize ispat eden bol KAHKAHA’dır.

N: Yüreği harbi, kinine karşı durulmayan, güçlü, candan, hanım ağa dostum, evlilikte kadının rölünü bana en güzel anlatan DİŞİ KUŞU’m.

O: Geniş yürekli dostum, iyilik sever ve anlayışlı, dostum diye sırt yaslama eylemini bize ispat eden RAHAT kadın…


Şimdi hepimiz 40 oluyoruz.

Anet Düğün

Stella Düğün
Kimimiz 40’tan korkuyor, kimimiz bununla övünüyor, kimimiz ise heyecanla bu yeni yaşın getirilerine hazırlanıyoruz ve biliyoruz ki çok 40’lar geçecek ve ben bu satırlara ekleme yapmaya devam edeceğim.

Verda Düğün

Şermin Düğün

Nermin Düğün


Olcay Düğün


Her zaman dediğimiz gibi VİVA NOŞAVS



Bu 40 senede hayatıma giren, girdiğini fark ettiren, gidişini hissetirmeyenler,beni güldürenler, ağlatanlar, affedemediklerim, unutamadıklarım, kazandıklarım ve kaybettiklerim, yerine hemen yenisini koyduklarım ve boşluğu hiç dolmayanlar var.

Beni sevenler, nefret edenler, bana kızanlar, siyah gül gönderenler, fikrime değer verenler, bensiz olamayanlar, beni ne yapacağını bilemeyenler, sinir edenler, koşulsuz sevenler var.

Beni farklı bulanlar, sıradan olduğumu düşünenler, çılgın diyenler, mücadele ettiğimi takdir edenler, bahtsız diyenler var.

Sanırım “ Ben” bunların hepsinin toplamıyım.

40 senedir varım ve dileğim, aklı salim, ayakları yere basar halde bu evrendeki mevcudyetimi nice seneler daha keyif içinde hepinizle birlikte yaşamak.


Canım annem iyi ki doğurdun bak ben ne olmuşum!
Canım babam varlığın vazgeçilmez...
Herşeyden çok sevdiğim canım kardeşim; sen olmasan kime dayanırım ben bu hayatta!


Canım Eytuşum ve Meiruşum, sizlerin varlığı bana herzaman sonsuz bir güç. 40 seneyi devirdim, 40 sene daha dimdik burdayım, haberiniz ola!