14 Temmuz 2015 Salı

MAYALANMAK

İçinde MAYA olan herkese itafhen yazdım:) 
Onlar kendilerini bilirler!

Bazen insan birini tanır ve o biri sana başka birini tanıştırır ve o da başka birini... Hayatına bir sürü yeni ruh eklenir. 
Kimileri kalır, kimileri geçer gider. 
Geçenlerden öğrendiklerin vardır, kalanlarla ise paylaştıkların.
Geçenlerden öğrendiklerinle büyürsün, kalanlarla ise yükselirsin.
Hayatıma Nihal girdi, ondan da Göknur.
Göknur'un kitabını tagledi instagramda. O bir çocuk kitabı yazarı. Ben dayanam çocuk kitaplarına, çocuk filmlerine.
Her ne kadar çocukça dursada, aslında onlar içimizdeki çocuklara söylemlerdir.
Anlayana...


Nihal Nihi'yi yarattı içindeki çocuk aşkına, Göknur kelimeleri kullandı hikayelerinde.
Sanatın ve yaratıcılığın her türlüsü ruhumuza güzellikler katar. 

Bu güzel ruhlara hayatıma dahil oldukları için sonsuz teşekkür.

Nihi'yi bilen bilir zaten, bilmeyen hemen bilsin.
Göknur'un Maya'sıyla tanışmayanda hemen tanışmalı çünkü kelimeleri beni benden aldı.

Sizinle paylaşmazsam olmazdı. Karşınızda Mayalı yamalı bir hikaye. 
"Kırıklarımıza söküklerimize, eksiklerimize gediklerimize yama olan ve bizi  tamamlayan sözcükler var. Kalbimizdeki boşlukları dolduran güçlü sözcükler...
Siz de onların gücüne inanmaktan hiç vazgeçmeyin, olur mu?" diyen önden bir kaç sözle karşılıyor Göknur sizi.


Beni en çok etkileyen kitabın sonu.Tabii ki kitabın sonunu size söylemeyeceğim. Benim için kitabın son sayfası çok özeldi. Kitap hakkındaki düşüncemi yazmamı istemiş Göknur. Nasıl durabilirdim ki. Tabii ki klavye rüzgar hızında yol aldı ve hayal dünyasını yazabilen bu yüreğe kitap hakkındaki düşüncelerimi taşısın diye ateşböceğinin pırıltısına yükledim.


Çocuk kitabı yazmak kolay değildir. Çocukların dünyası bizim dünyalarımıza benzemez. Onlarda sınırlar yoktur. O dünyada herkes kahraman, herkes prenses, herkes peridir. O dünyada herkes uçar, herkes ölümsüzdür, herkes mutlu.Sonlar hep gülümsetir.
Bunlar söze dökülünce büyükler anlamaz diye çocuk kitabı olurlar, oysa ruhu çocuk kalanlar her satırını anlar, her satırında heyecan duyarlar.
Dahası da var, sen okursun ama tavsiye edecek büyük bulamazsın. Şanslıyım ki bu güzel satırları bana tavsiye eden ve benim de tavsiye edeceğim ruhlar var hayatımda. 

Şanslıyım ki o sözleri anlayacak insanlar katmışım yaşamıma ve çok şanslıyım ki içimdeki çocukla beraber okuyabildik.
Peri Maya'yla salyangozun sırtına binebildik, 
İçine fesleğen kaçmış üzümlerden tadabildik, 
Çekirgeyle zıplayıp karanlığı aşabildik, 
Merope'nin kalp atışını duyabildik, 
Süprizli meyvelerden tadıp, bin olup yine bire dönebildik,
İçinde ormanı saklayan ağacı görebildik,
Portakallı kekin kokusunda toprağın kokusunu duyumsadık,
Renge ihtiyaç duyan insanların kalplerini aydınlatabildik,

Kalbinde kocaman gökkuşağı olan Maya'ya sarılabildik.


Kalbine sağlık MAYA, seni arayanın seni görmesini ve yaşadığını bilmesini diledin. Karanlığa  karşı mücadelen sonuçsuz değil. Parıldayan ışığını görebilmenin mutluluğunu yaşıyorum.
Dilerim niceleride görür...


Yolun açık olsun, gökkuşağında görüşmek üzere...


10 Haziran 2015 Çarşamba

DUR! - KALK...


 
Diyorum hep, duyuyorum görüyorum dayanamıyorum yazıyorum...

Bir reklam var, Castrol Magnatec. Reklamın ana konusu Dur-Kalk





Toplantıya yetişmek 88 dur kalk.
İşten eve dönmek 105 Dur-Kalk.
Kahvaltıya gitmek 72 Dur-Kalk.

Kısacası, hayatımız Dur!-Kalk...


 Haziran 9 olmuş hava kendini ne sanıyor bahar gelemedi zaten, yazda pek mi uzak? Dur-Kalk!


Rejim başlamış bir iş seyahati, bir doğumgünü pastası hoop 700gr. 
Dur-Kalk!






Dostlar sağolsun arada acıtan yaşanmışlıklara eklenen yeni kah kahalar, azda olsa kalpte bir sızı Dur-Kalk!














Bir grup  muteşem beyin fırtınaları estirmişler,  yıllarca başarmışlar en babasından projeleri, şimdilerde anca sohpete, kahveye.  Dur-Kalk!

Aşk bedensizler dünyasına uçsa da gönül eklemek 
ister yenileri hayatına ama o da bir yaklaşır bir uzaklaşır. 
Dur-Kalk!




İş seyahati planlıyorsun, patron kararsız.  Bir bilet ayır gel diyor, öbür gün değiştir uçmuyorsun diyor. Dur-Kalk devam!


Günlerce yaz, uykusuz gecelere satırları hediye et, editörün okuyorum desin
amma okundumu haber yok. bile Dur-Kalk!









Oğlanlar sınava çalışır, ergen hali isyanlar tavan tabii ki. Canı istememiş miş bu sınava çalışmak. Aklımı sıyıracam, aman ha! cidden bir DUR! Kalkarsam kıyamet kopacak! Ama ne çare, seçim, sorumluluk onların. 
O da Dur-Kalk!


Derken ülke hali, Bilal bir senede imam hatipli sayısını katlamış, MEB CİDDEN DUR!- KALKMA!
Etrafta seçim sonrası spekülasyonları… Kim kimle koalisyonda… Ülkem durma noktasına gelmişken, kalkmış yollara koyulmuş. ŞÜKÜR! Durmadı! Ya dursaydı diye sormaya gerek kalmadı, Kalktık koşuyoruz.



Dolar/Euro haliyle kalktı, durmaz bir süre. İş yapacaz, hesaptan yorulduk. Kaygılar  kalk durumunda, illa ki DUR! olacaklar.




Zihnim betadan alfaya geçişte şükür Dur- Kalk yapmayan bir o var... O tam akışta...

7 Haziran 2015 Pazar

VAN way ticket...






Bir fotograf facebookta like edildi.
Öyle çok yazıştığım, konuştuğum biri de değildi fotografı koyan. Neden ilgimi çektiği  önemli bir detay tabii.
3 hafta önce yeni kitabımın konusu(3.sünü zira 2. Editörde okunuyor) Türkiye'nin doğu taraflarında geçsin istedim. İlginç bir bölge arıyordum, içinden su geçen ama özel bir enerjisi olan. 

Gezinirken Van'ın Muradiye ilçesi çıktı karşıma. Şelaleler var, hemde ondan 100km ötede 1920'de düşen bir meteor çukuru var, eminim bilmezsiniz, ya da bilen azdır. Mekan karar verilmiş oldu, VAN olsun dedim. Fotograf karşıma çıkınca bölgeyi tanıdım hemen. Akdamar adası fotosuydu bu. Ermeni Kızıl
Haç kilisesi, Van gölü üzerinde... 
Işte bu dedim. 
Hemen fotoya yorum yazdım, "Dostum orda mısın" diye? 
O da "Niyet ettim," diye cevapladı. 
Ardından "Bendeeee," diye dileğimi sıraladım. 




Sonrası inanılmaz bir yolculuk haline dönüştü. Bizim yazışmalarımızı gören, gene samimiyetimin merhabadan öte olmadığı biri bize bir grup kurup mesaj attı.
 1-3haziran Van'a gidiyoruz haydi gelin!

4/4 lük doğum günü hediyem uçak bileti olarak elime verildi canlarım tarafından. 
Pencere'nin imza gününde yeni yüreklere ulaşan kitapların getiriside eklendi seyahatime, senelik izinden 3 gün alındı. 
Ve kendimizi uçak koltuğunda bulduk.
Yeni bir yol, yeni farkındalıklar, yeni duygularla, kitabım adına çıktığım bu yolda ne güzel ruhlarla buluştum. 
Biri dost oldu, 
Biri kardeş gibi, 
Digeri ruhumu okudu. 
4 kız orada karşılaştık! 
4/4lük hayatım için güzel karşılaşmalar dileyen benin ilk seyahatinde bu düşüncesine kavuşması ve bunu bir bilezikle maddeye çevirmesi nasıl bir duygudur tarifi yok, anlatılamaz yaşanır ancak.
Birbirimizin yüreklerine dokunup, sorunlarına kadeh kaldırıp, çıkacağımız yeni yollar için güzel dilekleri paylaştık. Bütün bunları evrenin yarattığı muhteşem doğayı şahit alarak yaptık. 
Her yaprak, her taş, her rüzgar anlarımızın şahidi oldu. 


Bu güzel yolculuğun bana katkısı ise teslimiyet halini algılamdı. Hep bir direnç, hep bir kontrol halinde olan ben, ne yemyesil bir doğa bekliyordum, ne bu kadar güzel ruhlar, ne de böyle bir rehperlik hizmeti, ne de bu kadar keyifli bir grup.

Ne böyle bir anlayış, ne böyle bir uyum, ne böyle özveri, ne de böyle yemekler, hürmet, otel, sunum...








Sütçü Fevzi'nin kahvaltısı
Akdamar kilisesinin oymaları, Tamara'nın aşkı
Ahlat'ın mezarları
Süphan dağının karları
Atos dağlarının sıralı halleri
Rüzgarda salınan selviler
Gülümsemeye dönüşen gelincikler
Cavuştepe'nin muhteşemliği, Kral Sarduri'nin Urartuca sözleri ve bunu okuyabilen bekçi Mehmet Kuşman'ın işine olan aşkı, yapılamayanı yapmanın gururu
Tarihe meydan okuyan Tuşpa Van kalesi
Muradiye şelalsinin gür suyu






Tersine yüzen inci kefalleri
Farklı göz renkleri olan muhteşem VAN kedileri

Gülümseyerek bize poz veren çocuklar



















Bazik volkanik Tendürek dağlarına karşı şamanik yedili dizilmiş taşlarına karşı dilekler
Ağrı dağının heybeti, Gülbahar ile Ahmet'in dramı

Ishak Pasa sarayının gün batımı ve yalnızlığı
Gökteki leylekler
Pazarın renkleri
















Pablo Nureda'nın Sessizlik şiirinden bir alıntı tam buraya uyacak...
Götürebilmek uğruna hayatımızı 
bu kadar sıradan olmasaydık, 
ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık, 
belki dev bir sessizlik 
yarıda kesebilirdi kederini 
kendimizi hiç anlamayışımızın, 
kendimizi ölümle korkutmanın, 
belki de toprak öğretecek bize 

ölü görünen her şeyin 

Anadolu deyince aklıma "bir" gelir.
Yarısı SEN yarısı BEN dedi rehperimiz AliCanip Olgunlu şiirinde. 
Ben bu ana teslim oldum.

Herşey odur! demek kolay,
Herşey ondandır demek gerekir.
Duyarsan hatırlarsın, 
Görürsen yaşarsın.


Van way ticket, iyi ki çıktım yola, dönüşü olmayan ruh hallerine...
Diyecegim o ki, teşekkürler AliCanip Olgunlu...
İnsan yolda olmalı yaşadığını farketmek için yoksa bütün bu telaş niye ki?

30 Mart 2015 Pazartesi

KENDINI KEŞFET- Keyifli bir Pazar günü etkinliği

     
     
     
 Her sabah bilgisayarımı açınca karnaval radyoya girerim. Günün akışında hafif bir müzik sinirleri sakinleştirsin diye. Ve her seferinde bağlantı devreye giremeden bir reklam çıkar. Genelde hep skip add yaparım ama bu sefer nedense yavaşladım ve seyredeyim dedim.
Gap jeans reklamı; Adam sabah giyindi, arabasının anahtarlarını aldı masadan ve bisikletle çıktı yola. Ekranda kocaman yazı, herşey bekleyebilir sen istedikten sonra ! wowww... işte bunun için Pazartesi deli gibi bekleyen işleri az da olsa erteleyip bekleyebilir mesajına güvenip oturdum Pazar günkü keyfimi sizlerle paylaşmaya.

Keyifli bir Pazar, tabii ki hem zihnen hem de bedenen gelişim...
Öncelikle GKD tebrikler, sonra üşenmeyip katılan kendime tebrikler. Keşke daha çok katılan olsaydı, hak etmişti.Hayat bilmekten geçer, ben de heyecanla bilgi peşindeyim. Günün mottosuna uyarak “ KENDİNİ KEŞFET”, keyifli günün ilk konuğu Ozan Zeybek’in konuşmasının yapılacağı odaya girdim.

Genc bir coğrafyacı. Köpeklerin, bebeklerin ya da mahalle kahvesinde gün deviren adamların hikâyelerine bakıyor. Bu esnada zaman-mekân kurgularını, kapitalizmi sorguluyor. Şu aralar ekoloji ve bilhassa hayvancılık meseleleri üstüne düşünüyor-yazıyor. Bir yanadan militarizmle, erkeklik kurgularıyla uğraşıyor. Akademik olmayan ve gündem dışı yazılarını koyduğu bir blogu var: http://ozanoyunbozan.blogspot.com/

Bu sıradışı adam neden yemek yiyemiyorum? sorusunu yönlendirdi. Çilekli sütün içinde hiç çilek olmadığını bilip, çikolata parçalı kekin çikolatalarının gerçek olmadığını, yürüyen tavukların A4 kağıdı üstünde yürdüğünü bilmemize rağmen tükettiğimizi suratımıza vurdu. Biliyoruz ve devam ediyoruz. Sisteme eklenip inovative labaratuar çalışmalarının ürünü olan ham maddelerle yaşayan dünyamıza gülümsüyoruz. Paketli gıda tüketmeyelim, tam buğday ekmekten başka ekmek yemeyelim, tavuk desen asla, yumurta desen sakın ha, et desen uzak duralım ile ilerleyen konuşmada daha da gerilen bizler doğal olarak “ Ne yiyeceğiz hocam?” derken bulduk kendimizi.



 

      O bir vegan belki yardımcı olur diye başlamış ama yeme sisteminin tamamen bir politik olgu olduğunu görünce vegan olmanın bu sisteme en ufak bir faydası olmayacağına karar verip bakış açısını değiştirmiş. 1 kg et üreten o hayvanı beslemek için 21kg buğday harcanıyor ve buğdayı yetiştirmek için 15.000kg su. Bunların taşınması içinde harcanan petrolde işin en kilit kelimesi. Bu sisteme hizmet etmektense 21 kg buğdayla dünyada neler yapılırsa, 15ton suyla neler olacağını siz düşünün. Çarpıcı bir analiz, etkilenmedim desem yalan olur. Bu şekilde düşününce insanın kendini sorgulayası geliyor değil mi? Güzel bir çözüm önerisiyle konuşma saatinin zamanlamasının içinde kalarak bitirdik. Tarım öğrenin, sisteme daha kaliteli ürün üretmeleri için baskı yapın, yediklerinizi sorgulayın, gereksiz miktarlarda yiyecek tüketmeyin hem sağlık için hem dünya için obezite zararlıJ

Ara verdik ama salonu terketmeden Azra Kohen ile hayat üzerine söyleşiye geçtik. Azra hanımda ilk sözü organik tarım desteklenmesi üzerine oldu. Organik tarımla elde edilecek besinlerin bizim düşünce gücümüze bile ne kadar olumlu etki edeceklerini ileriki satırlarda okuyacaksınız. Ayrıca çarpıcı bir şey daha ekledi, çocuklarınıza tarih öğretirken kin tohumları ekildiğini bilmenizi isterim onun yerine tarım ve astronomi-astroloji öğretseler mükemmel bir evren uyumunu yakalamak mümkün diye araya sıkıştırdı. Farklı eğitim için duacıyız...
Mikro ve makro dengeyi herkes biliyor, “what is above so below” şeklinde tanımlanıyor artık evren, her yıldızın içinde olan atomların aynısı minicik bir insan hücresinde de mevcut olunca kendimizin yıldız olduğunu sık sık hatırlamak gerekir galiba...
Azra Kohen 1 erkek çocuk annesi, İstanbul Üni. Radyo, televizyon ve sinema bölümü mezunu. Ottawa Üni. Ekonomi okuduktan sonra Liverpool Üni. Psikoloji masterına devam ediyor.2 kitap yazdı; Fi ve Çi. Pi bitmek üzere. Bunlar onun bilinen kariyeri ama altında farklı bir kadın, anne, insan yatıyor. Pırıl pırıl bir yaratıcı o. Etkilendim, hem satırlarından hem de olaylara bakış açısından. Okumayanlar hemen başlayın Fİ’den okumaya, farkındalıkları ekleyin hayatınıza.
Konuşmasının en çarpıcı bölümü ise bir hücrenin sabahleyin isyan ederek uyanıyor olmasına yaptığı vurguydu. Bu hücreyi evrenin herşeyinin yerine koyun zira mikro-makro olayı.


Şimdi bu hücreye yeterli oksijen gitmiyor. Zavallı hücre sahip olduğu dengesini az da olsa kaybedince yandakinin oksijenine göz dikiyor. Dengesizliğine ortak arıyor. Hafifçe yan odayı işgale gidiyor. Kötü her zaman olduğu şeye dönüşür formülünü uygulayarak maruz kaldığına dönüşüp sistemin onu engellediğine inanıyor. O da hemen sistemini çalıştırıp yandakine aynısını yapıyor sorgulamadan, sebep sonuç bulmadan. Savaşan görüsüyle. Bu hücrenin oksijeni azaldıkça dengesi tamamen kayboluyor ve sonunda bir serbest radikal’e dönüşüyor. Yani sistemin tanıyamadığı elektronsuz bir atomun oluşturduğu kimliksiz hücre. Bu serbest radikal her yere sızıyor ve hastalık yayılıyor. Basitçe kanser tanımı ama aynı zamanda basitçe evrendeki canlıların tanımı.
Bu serbest radikalleri düzeltebilecek tek şey antioksidanlar. Yani bol oksijenli, dengeli, elektronlu hücreler. Bunları dışarıdan “organik” şekilde alıyoruz. Bunlar bozuşmamış, içsel olarak zenginler. Onlar sevgiyle fazlasını bu serbest radikallere vermeye şartlanmışlar. Yeterki o kimliksiz hücre kendini bulabilsin. Peki bu antioksidanlar nasıl bu kadar dengeli ve elekteron zenigini soruma verilen yanıt daha da düşündürücüydü.
Onlar yaptıkları en iyi şeyi biliyor ve onu yerine getirmenin huzuruyla ışıl ışıl donanıyorlar. Onları şarj edenler sevgiyle inandıkları varlıkları, dengeli halleri.
İnsanlığın ve tüm evrenin gelişime katkıda bulunmak adına azda olsa antioksidanlarımızı çoğaltmayı diledim. Şükür ettim ki hayatımda onlardan bir miktar varJ
Konuşmanın devamı benim için çok daha heyecan vericiydi çünkü Azra Hn. 4. Kitabını yazmaya başlamış ve 4.boyuttan bahsediyor adı EDEN. Burada kendi duyduklarıma inanamayan bendenizin coşkusunu tarif etmem imkansız çünkü pek yakında elinizde olacak yeni kitabım tamamen boyut atlamayı ve başka boyutların varlığını sorguluyor.
Bu başka bir blog konusu ve yakında hepinizin elinde olmasını içtenlikle diliyorum.
Odayı terk etmeden kitabımı imzalatıyorum ve belki de bir kahve içmek nasip olur diye sarılıyoruz birbirimize, tesadüf yoktur deyip öğlen yemeğine çıkıyorum. Tanıdık yüzler, sıcacık gülümsemelerle dolu ara bitince pekte hoş olmayacak bir konuşmaya kendimi konumlandırıyorum.



Akif Beki, Radikal gazetesi yazarlığından Hürriyet’e geçmiş. RTE başbakanken bir süre danışmanlığını yapmış. Güçlü bir kalem. Onunla 2023 Türkiye hedeflerini ve gelecek seçimden çıkacak Türkiye’yi konuştuk. İlginç dinamiklerin olduğu ülkemizde bu seçimden çok farklı bir sonuç beklenmediğini HDP barajı aşarsa ciddi karmaşalar olabileceğine değindi ama ben bunlar yerine bambaşka figürlere takıldım.
Beki 2023 için AKP hükümetinin koyduğu hedeflerin altını çizdi.

Kisi basi milli gelir 2000usd’dan 12.000usd çıktı, 2023’te bunun 20.000usd civarı olması beklentisi var.
Günlük 1.5usd altında harcama yapan nüfus 20%  iken şuanda 2.5usd altında harcama yapan nüfusun sadece 2,7%.
10usd harcayabilen bir orta direk var ve bu nüfusun 60%. Hal böyleyken oy toplamaları bir hayal değil ama bizim oturduğumuz orta sınıfın bir tık üst konumu için şaşırtıcı rakkamlardı. Koltuğumda ezildim.
Ancak soramadığım bir sorum oldu kendisine, zira sorular bambaşka yönlere yöneldi...

Turizimin ne kadar yükseldiğini, istenen ihracat rakkamlarına ulaşılabileceğini de vurguladı. Ancak hedeflerin tutması konusu azıcık duraklamış gözüküyor, gene de imkansız olmadığını ancak  tutmak icin bir sıçrama yapılmasının şart olduğunu vurguladı. Dileriz ki bu sıçramadaki tavrı agressive değil yapıcı onarıcı olur, kimse zarar görmez. Bu sıçramanın inovasyona dayalı olması gerektiğini de ekledi. Bu sebepten dolayı devlet bütçesinden AR-GE için ciddi kaynak ayrılmış, ilgilenenlere duyrulur.
Beklenen rakkamların hepsinde artış oluşurken ve hedeflere ulaşmak adına yol alınırken, halkın genelinde görsel, duyusal, çevresel, ticari ve gelecek kaygıları oluşuyosa, gelecek ön görülemeyecek hale geliyorsa ve toplum refahı duygusal olarak kaygıya dönüşüyorsa iktidarın hedeflerine ulaştığı söylenebilir mi?
Benim için gün bitmişti. Öğleden sonraki harika iki seansa katılamamanın gerginliğiyle binayı terk edip yaşamıma geri döndüm. Kafamda delice sorular, ruhumda acayip heyecanlarla.


Hayatta ayakta kalmak için bazı şeylerin beklemesi gerekirse bende öyle yaptım. Şimdi iş saati... hepinize keyifli, üretici ve çatlama cesareti göstereceğiniz bir hafta dilerim.