18 Şubat 2013 Pazartesi

Babaannem ve bana eklenenler





 
Babaannem 1913 doğumlu.

Atatürk’ün mavi gözlerini görmüş.

Cumhuriyet’in ilanında yer almış. Fransızca ve Rumca konuşan, kaç yaşından sonra İngilizce ve İbranice öğrenen, kendine herzaman çok iyi bakan, eşini ve ailesini esirgemez sayan, prensipli, disiplinli, sert mizaçlı, gerçekçi, ayaklarının üstünde tek başına dağ gibi duran babaannem.
Güç, senden bana geçen gen.

96 yaşına kadar denizde yüzen, 70’inden sonra dünyayı gezen, kendi doğrularına hep sadık kalan 2 erkek çocuk annesi. 2 gelin, 4 torun, 4 torun çocuğu sahibi babaannem.

Hayatımıza kattıkların, bedenin bizimle olmasada hep yaşayacak.
Evime eklenenleri de sizlerle paylaşmak istedim. Sanki hep buradaymış gibiler. Tanrı hepimize senin gibi güzel bir hayat bağışlasın.
Seven, sevilen babaannem, hoşçakal!

Alp’ime, canım anneanneme, Jak’a ve Isacco’ya bizden selam söyle. Akşam sofrasında bizleri konuşmayı ihmal etme.

Seni seviyoruz...
Salonumdasın...
Çalışma masamdasın...
Kapı girişimdesin...


Çocukların odasındasın...


Mutfağımdasın...

Salonumdasın...
Salonumdasın...
 

 
SENİN HAYATINDAN BİZE EKLENENLER...


1929

1934

1937 26 Nisan
1939

1946 Büyük çocuk amcam Marsel, küçük çocuk benim babam Albert

tahmini 1953

tahmini 1958 Babamın 13.yaş kutlaması

1960

1961 Şişildeki evde




tahmini 1977


1970 Annemle Babamın Neve-Şalom'daki düğünü


Ankara


Londra

















3 Kızkardeş, Ortadaki abla hala hayatta VE 101 yaşında.

Amerika gezisinden

RİO gezisinden
Los Angeles



Kırmızı paltolu benim 1972

ortadaki Jako 1975
geleneksel şabat sofrası

arkadaki elbiseli benim 1974















SENİ SEVİYORUZ...

 

2 Ocak 2013 Çarşamba

M x O + Bh (H + R) x S



Bayılıyorum bu adama, laf yok. Her okuduğumda beni başka köşelere savuruyor. Düşüncelerimi altüst ediyor, bildiklerimi sorgulatıyor. İşte bizler bunu yapabilene başarılı diyoruz. Karizmatik diyoruz. Etkileyici diyoruz. Ve daha neler neler yakıştırıyoruz. Yüzü gözümüzden siliniyor, vücut ölçülerinin anlamı kalmıyor. Kel bile olsa şirin oluyor. Yılmaz Özdil olunca akan sular duruyor.

Yeni yıl yazılarını oldum olası severim ama öyle öğüt veren cinsten değilse. Öğüt, eleştiri kolay tabii. Karşındakinin ayakkabılarını giymeden yazmak, konuşmak bedava. Yılmazcığım öyle yapmamış. Hiç inanmadığım ama asla okumadan gazeteyi kapatmadığım burçlar bölümüne birde formül yerleştirmiş.

İnsan garip bir varlık. Her söylenene inanma eğilimi,nde, bunu 21 Aralık fenomeninde yaşadık.Tarihte buna benzer birçok komplo teorisi yada şehir efsanesiyle dolu insan zihni. Yani insanlık ciddi akıl tutulması yaşıyor.Bu konuyla ilgili bir yazı yakında karşınızda olacak ancak bu yazıda benimde aklım tutulsun istedimJ

Yılmazcığım formül vermiş, eminim hepiniz onun köşesini takiptesinizdir, yani ben bulmadım, o da nasıl buluyor hayrete düşüyorum.

Formül şöyle: M x O + Bh (H + R) x S

Mühendis, matematikçi dostlarım rahatlasın.

Cardiff Üniversitesi’nden psikolog Cliff Arnall’ın formülü bu...
M harfi motivasyonu, O fırsatı, Bh tatil günlerine yakınlığı, H güneş ışığından faydalandığımız saatleri, R geçmişimizi gözden geçirmeyi, en sondaki S başarı ortalamasını simgeliyormuş.

Şimdi kendi yorumlarımla formülü size tanıtıyorum:

M: Çocuklarım, ailem, sevdiklerim, kazancım, dostlarım, şarap, tatil, yemek!

O: Aniden bana çarpan yakışıklı, fazla mil puandan uçak bileti, kredi kartımın anlaşılmayan borcu yoktur hali, yerde bulduğum döviz dolu cüzdan, sabah uyandığğımda zayıflamış olmam, aynadaki Ben’in pırıl pırıl gözleri, tanımadığım akrabamdan kalan miras!





Bh: 1 Ocak yatak keyfi, 23 Nisan Ağva, 1 Mayıs tam kebab , 19 Mayıs Çimtur, 30 Ağustos Çeşme, 6 Ekim SultanAhmet, 29 Ekim Taksim,  Ramazan bayramında uzaklar, Kurban bayramında yakınlar, Tubişvatta ormana, Purimde festivale, Pesahta pırasa köftesi yemeğe anneme, Roshhashanada İnşallah İsrael’e, Yom Kipurda Tanrıya, Sukotta Sukası olan bahçeye, Hanukada mucizelerin evine!

H: Ada balkonu, Klüp terası, Arkadaş bahçesi, Evimin balkonundan gökyüzü, Teknedeki gün batımı,





R: ALP’imi, çocukluğumu, Babamı-Annemi, Yanlış kararlarımı, kırdığım gönülleri, sebepsiz hüzünlerimi, su savaşlarını, yastık kavgalarını, çocukların doğumunu, annemle kavgalarımı, ilk öpüşmemi, büyük aşkımı, ilk kaçamağımı, yalanlarımı, mezuniyetimi

S: PENCERE!

 
 
Harflerin yerine bulduğumuz neticeleri yerleştirirsek;

 Çocuklar x Fazla mil puandan uçak bileti +Ramazan bayramından uzaklar ( Ada balkonu + AnnemBabam) x PENCERE = 2013

Sizde kendi formülünüzü yazın senenin ilk günlerinde, bakalım içine neler sığacak!

Öpüldünüz

 

26 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni yıl karalaması...




Pek ne yazacam fenomenim olmaz benim, herzaman bir konu bulurum ama tekrara düşmemek önemli bir ayrıntı. Sıkıcı olmamalı, azıcık gülümsetmeli, kalbe dokunmalı, çıkış göstermeli ve en çokta düşündürmeli. Ben böyle yazmayı seviyorum, sadece kendim okuyormuş gibi keyifli ve samimi yazmayı seviyorum.

Malum yılbaşı; bir  yazı yayınlamam şart tabii ki. Blog açıldığından beri yazdığım yılbaşı yazılarını açtım, okudum. Mutlu oldum. Çoğu yazdıklarımı uygulamanın keyfini bir yudum kahve ve elmalı az şekerli kekle ödüllendirdim.

Ee peki bu sene ne yazılacak? diye düşünürken, sabah yatakta bulduğum “beyaz tüy”ün yardımı diyelim; vakitsizlikten okunamamış Pazar gazetesinde buldum yazı konumu...

PSİKOLOJİK YORGUNLUĞA SAVAŞ AÇIN!

İşte başlığım...
Teşekkürler "meleklerim" bana yolu gösterdiğiniz içinJ ( Beki İkala Erikli teşekkür edin dedi, ettim...)

Osman Müftüoğlu’nun yazısına göre; fiziksel yapımız ne kadar kuvvetli olursa olsun mutlaka ama mutlaka bir psikolojik güce ihtiyacımız var. Bedenimiz nefis bir Ferrari ise, içine dolduracağımız yakıt  enerjimizdir.  Bu güçlü ve çekici araba yakıtı olmadan 0 km hızında parkta bekleyecektir. Yani bedenin enerjisiz kalma haline psikolojik yorgunluk diyebiliriz. Herşeyimiz yerinde tam ve eksiksiz olsa da, tüm organlarımız tıkır tıkır çalışıyor olsa da, damarlarımız tertemiz, kanımız delikanlı kanı gibi gürül gürül aksa da, vitamin ve mineral depomuz full gösterse dahi sistemi harekete geçirecek psikolojik güç yoksa işte sorun psikolojik yorgunluk oluyor.

Hayatlarımız gittikçe zorlaşıyor, ilişkilerimiz eski anlamlarını kaybediyor, gücümüz azalıyor, huzur şarkı sözlerinde sadece. Hayat “yatay genişleme ve çoğalma” eğilimi yerine  “dikey büyüme ve daha çok üretme” peşinde. İç hesaplaşmalarımız yetersiz, bize eşlik eden sürecin aşırı hızına ruhumuzun yetişememesi hepimizin ortak sorunu. Bu sebeple hepimiz hayatın bir yerini ıskalıyor, maneviyat depolarımız azalıyor, mutluluk beklentiye dönüşüyor.
Hayatı iyileştirmenin yolu ruhumuza iyi bakmaktan geçtiğini biliriz ama nedense onu koruyacak eylemlerde bulunmayız.

Bunun adına depresyon diyorlar, türlü türlüsü var ama eğer sadece anlamsız sinirlenmeler, aşırı tepki vermeler, kolay ağlamalar, sabah yorgun uyanma şeklindeyse tam tanım psikolojik yorgunlukmuş.

Ben sadece tanı koyanlardan nefret ederim, eee şimdi ne olacak? soruma cevap isterim. Yazıda bu da mevcuttu. Yani size kurtulmanın ipucunuda veriyorum.

Dr.Gary Small’dan* Yorgunluğa reçete;

      ·  Yaratıcı olmaya bakın –    Kitabım PENCERE


·    Yeni hobiler edinmeye çalışın –    zorlansamda Zumba deniyorum.

  
 
 
 
   ·  Fırsat buldukça tatile çıkın-                                                                       Londra’ya kaçtım, yeni planlar ajandaya not edildi.    
·         Bir sosyal grubun gönüllü organizasyonuna katılın-
YSK, başka söze gerek yok.
·         Aile içi ilişkilerinizi sağlamlaştırın-
Haloween partisi verdim. Yılbaşı partisi yolda
·         Komşularınızla daha sık görüşmenin yollarını arayın –                                                                    Cuma akşamı yemek organize ettim komşumla
·         Arkadaşlık-Dostluk ilişkilerinizi güçlendirin-                                                                                     Valla hepinizi tek tek arıyorum...
·         Daha esnek olmanın bir yolunu bulun-                                   Hmmm listemde ki tek eksik!
·  Faydasız ilişkileri detokslayın-    For sure yapıyorum!
 
     ·   Az eleştirin, çok övün - Listemde bir eksik daha
Anladım...Bendeki yalancı psikolojik yorgunluk. Bu sene size  dersem “Yorgunum” valla inanmayın...
Gerçek şu ki, kendimizi kapattığımız dolapların kapakları yeni senede açılsın. Ruhumuz bedenimizle keyifli bir sene geçirsin. Yanlış denilenler bırakalım yanlış kalsınlar, başkaları için düzeltmeyelim. Yetişemiyorum derken neyi kaçırdığımıza değil, neyi hedeflediğimize bakalım. Hep hatırlayalım, vitrinde yalnız ben varım ve tek alıcı da benim. Yeni senede kendimi kendime satmanın yollarını keşfe çıkıyorum. Bu yolculuk 365 takvim günü gün sürecek ve sona ulaştığımda kendimi kucaklayıp tebrik etmeyi hedefliyorum.

Carol Bolt'un AŞK ile ilgili cevaplar kitabını rastgele açtım, " Bu işi kendi başına hallet." çıktı, yetmedi tekrar açtım" Beyaz sayfa aç" çıktı. 
Açıyorum yeni seneye bir beyaz sayfa ve diliyorum, hepinize dinç,  beklentileri ulaşılabilir, hedefleri yakalanabilir, hayallerin peşinde koşacağınız, keyifli değişimlerin, ciddi farkındalıkların ve en hayrında aşkların, sevgilerin bol olacağı bir yeni yıl diliyorum. 2013 benim için bir çok yenilikleriyle kapıda... Sizin içinde öyle olsun.
Beni takipten eksilmeyin, hepinizi çoooook öpüyorum!
*Dr.Gary Small- Amerikalı, Alzehimer üstüne ciddi araştırmaları olan yakışıklı (!) bir psikiyatristtir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  

9 Aralık 2012 Pazar

Mermer Bahçesi Günü


3 Aralık...Mermer Bahçesi Günü

Herşey gayet olağan. Gece güzelce uyunmuş, güneşli bir sabaha uyanılmış.
Akşam gökler boşanmış olsa da hiç uyanılmamış. Kahve-gazete üzerine whatsupplar cevaplanmış, mailler kontrol edilmiş. Gün başlamış. İş koşturmacası...
Herşey olağan seyrinde.
Oysa bugün Mermer Bahçesi Günü!
2008 senesinin 3 Aralık’tan beri bugün benim için öyle.

Fakat ilginçtir ki   bir gariplik var bu günde.  
Durgun, hiç olmadığı kadar hareketsiz sanki dokunsan parçalara ayrılacakmış gibi.
Suskun sanki dile getircek hiçbirşeyi yokmuş gibi.
Ağır, ayakları yere çakılmış gibi, nefessiz yaşıyor gibi.

Hiçbir farklılık yokken günde, her sene aynı ritüel uygulanıp mermer bahçesine yürünürken, bugün taş gibi sanki.

Değişim buysa, işte ordayım.

 
 
Sorgulayacak tek bir kelimem yok.

Açıklayacak tek bir kavramım yok.

İnanç desen o gökyüzünde...

Sevgi desen iki küçük elin değdiği kalbimde...

Aşk desen toprağın altında...

Ben desem kayıp ormanda!

Tek gerçek PENCERE!
Baktım ve geçtim içinden...

22 Ekim 2012 Pazartesi

Battaniye Keyfi


Yağmurlar boşanıyor, gökler gümbürdüyor. Nedense içimde bir gram sıkıntı yok, yaz bitecek, güneş gidecek diye...
Severim karanlıkları, saklar birçok halleri...
Severim bataniye altı soğuk günleri, kendi haline salar insanı, özenmeden yatak halinde kalırsın öylece bulaşmadan hayata.
Durur zaman, sesiszlikle mühürlenir dudaklar, oysa beynin içindede kopar bin bir türlü fırtınalar. Bazıları karar aldırır, bazıları kararları bozdurur cinsten olur bu suskunlukların. Çoğunu ertesi gün yeniden gözden geçirmeden uygulamamalı insan.
Battaniye bana annemin sıcaklığını hissettirdiğin bir başka severim onu.
Hele üstünde sevişilmiş olanı pek makbüldür! ( 50 shades of Grey okumadım ama içimde ondan çok daha iyisini sakladığımdan eminimJ)
Böyle günlerin bir kaç sessiz dostu vardır.
1)      Elindeki kitap
2)      Sevilen dizi
3)      Gazete
4)      Sarılınacak biri
    Şimdilerde elimde Paulo Chelho’nun son kitabı; Akra’da bulunan elyazmaları...nasıl keyifli anlatamam...bitmesin diye yavaştan gidiyorum desem. Sorularla döşenmiş basit anlatımıyla insanı içine çeken her biri yüreğine batan cevaplarla bezenmiş 1 parmak kalınlığında bir kitap.    
Sayfa 59:  “Hangi yöne gitmeliyim?” sorusunu vurdu yüzüme.
Kitaptaki bilge Kıpti şöyle açıklıyor; Hedefin senin ona doğru gittiğini bilirse, o da sana kavuşmak için koşacaktır. Vay vay vay yani! Hedefilerimi hep bilen biri olarak bu cevap beni pek bir sevindirdi.
     Derken diziye geldi sıra, Kuzey-Güney; ne aşk, ne ikilem...insan ne zaman evlenirmiş? Karşısındakini kendi hayatından daha fazla sevdiğinde...
Kim karşısındakini kendinden fazla sevebilir ki?
Bencilliklerini doyuma ulaştırmak için her şeyi yapan bir ırk insanlık. Hırslarını ve tutkularının denetim altında tutmayı çoğu kez düşünmez. Düşünse de  her zaman başaramaz. Evren sürekli değişiyor, yaşamlarımız ise düşüncelerimizin izin verdiği kadar buna yetişecek.
       Hemen bunun üstüne gazetede Ertuğrul Özkök gene döktürmüş. Bir taraftan gülümsetiyor, diğer taraftan değişen dünyayı izlemek acıtıyor. TNS Soffers Enstitüsü geçen Haziranda 15-50yaş kadınlar arasında bir araştırma yapmış. Yeni dünya kadınının erkek tipi! Özkkök’üde 40ından sonraki kadın profili ilgilendiriyor, beni de...bakın sonuçlar sizi de benimki kadar gülümsetecek mi!
-          Kısa saç %81 tercih, tarzan gibi uzun saçları tercih edenlerse 8%. Bruce Willis-Die Hard  keltoşları  feci out olmuş.
-          Gövdenin üst tarafında kıllı erkek %49.
-        3 günlük sakal %44( 25yaş altında bu oran %59 dikkat, yeni gençliğe)
-          Kaslı erkek %83 ama body builder değil fit kaslar!
-          Boy tercihi 1.70-1.85 arasında
-          Erkeğin gövdesinde en tercih edilir bölge( gülümsediniz biliyorum...) yüzü; 53% oranında tercih edilmiş ki ben bu grupta hiç değilim...ama 36% erkeğin poposunun önemli olduğu fikrinde ki ben kesinlikle o gruba dahilim!
        Şimdi ben gülümsemeyeyim de kimler gülümsesin...Profil çıktı kızlar, bilginize...
 
4.maddeyle ilgili yazacak birşey yoktu, attım battaniyeyi üstümden, kalktım yataktan, mutfağa yemek pişirmeye...Marsh marsh! Doyacak 2 göbiş beni bekler!